| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
|
Zapatistaların “devrimi mümkün kılan devrimi"
Otonom Dergisi sayı:14
"Özgürlük şafak vakti gibidir. Kimileri gelmesini beklerken uyur, ama kimileri de uyanık kalır ve ona ulaşmak için gecenin içinden yürür" K.Marcos
Politik anlamları üzerine pek de düşünmeden kar maskesi ile pipo imgesinin ötesine gitmeyerek, Zapatistaları medyatik bir ilgi nesnesi, ya da kolektif bir güce dönüşme kaygısından uzak salt akademik bir bilgi nesnesi olarak gören yaklaşımların aksine, bizler Zapatist hareketi, içinde bulunduğumuz solun konjonktürel olmaktan öte yapısal tıkanıklıkları üzerine düşünme, deneyimleme ve aşma konusunda çok değerli bir uğrak olması anlamında yoldaşımız hissediyoruz. "Adımız ve senden başka yüzümüz yok" diye çıktığımız yolda, Zapatistalar kendimize, geçmişimize, bugüne ve geleceğimize tuttuğumuz bir ayna adeta. Bu ayna ilişkisini yine en güzel Zapatistaların kendi dilinden okuyalım: "Biz bir aynayız. Burada, görmek ve görülmek için, bizi görmeniz, kendinizi görmeniz ve ötekinin kendisini bizim görüntümüzde görmesi için biz buradayız. Buradayız ve biz bir aynayız. Gerçek değil, yalnızca bir yansıma. Işık değil, yalnızca yansıyan ışık. Yol değil, yalnızca birkaç adım. Rehber değil, bizi sabaha çıkaracak sayısız yollardan biri."3
Eğer ki Zapatistaların bu beraber birbirimizi görme davetini kendi davetimiz kılar ve "ben" ve "o" zamirlerini kaldırıp ortak bir "biz" üzerine konuşacak olursak, dünya devrimci hareketinin tıkanıklığının aşılması yönünde bir yüzleşme ve yeniden kuruluş anlamında ışık tutacak kimi saptamalar yapabiliriz.
Bugün solun en büyük açmazlarından birisi ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel bir sistem olarak kapitalizmin geldiği yeni aşamanın ve sınıf bileşiminin analizinden yola çıkarak sınıflar mücadelesini kuracak bir devrim kuramının eksikliğidir. Zapatistalar, bizim açımızdan bir deneyim olarak devrim kuramının kuruluşunun bedenleşmesi yolunda kendi deyişleriyle "mütevazı" bir katkıdır. Kapitalizmin modern sermaye birikim süreci, ulusal sınırlar üzerinden tanımlanan ulusal pazarlara dayalıydı ve bunun işleyişinin siyasal güvencesi de ulus devletlerdi. Günümüzde ise, artık sermayenin emeği gerçek tabiyeti altına aldığı, bütün bir dünyanın sermayenin üretimi ve yeniden üretiminin uzamı haline geldiği "imparatorluk" dönemi, sürekli olarak genişleme eğilimindeki sermayenin küresel piyasa üzerinden ulusal pazarları yeniden yapılandırmasına, dolayısıyla ulus devlet egemenliğini krize sokarak yeni bir egemenliğin kuruluşuna (ve bu kuruluşun sancılarına) işaret eder. 10 yıl boyunca Lakandon Ormanları'nda yürüttükleri gizli örgütlenmenin sonucu silahlı ayaklanmayı başlatma tarihi olarak, Meksika'nın kapitalist imparatorluğa eklemlenmesinin tarihsel uğraklarından biri olan Kuzey Atlantik Serbest Ticaret Anlaşması'nın (NAFTA) yürürlüğe gireceği 1 Ocak 1994 tarihini seçmelerinden bugüne dek birçok bildiri ve mektuplarında, Zapatist hareketin küresel kapitalizm eleştirisi son derece belirgindir: Örneğin,"Dördüncü Dünya Savaşı"olarak adlandırdıkları günümüzün egemenlik krizini şöyle tanımlarlar:"Bu savaşın ilk kurbanlarından biri ulusal pazardır... Modern kapitalist devlet iktidarının temel dayanaklarından biri olan ulusal pazar, küresel mali ekonominin top ateşleriyle dağıtıldı. Yeni uluslararası kapitalizm, ulusal kapitalizmleri geçersiz hale getiriyor... Oğul (neo-liberalizm) babayı (ulusal sermaye) parçalayarak yiyor ve geçerken de kapitalist ideolojinin yalanlarını yerle bir ediyor; yenidünya düzeninde ne demokrasi, ne özgürlük, ne eşitlik ne de kardeşlik var. Gezegenimizin sahnesi, kaosun egemen olduğu yeni bir savaş alanına dönüştü."4
Lakandon Ormanları'ndan Altıncı Deklarasyon gibi daha birçok belgenin yanı sıra yine Öteki Kampanya'nın 2 Şubat 2006'da Verasquez dura-ğındaki toplantıda "bu sistemin yakında çökeceğini" müjdeleyen Sıfırına Delege Marcos'un, Öteki Kampanya'yı ve anti-kapitalist duruşunu tarifi de önemlidir: "Tam da insanlar kapitalizmin değişemeyeceğini söyledikleri sırada anti-kapitalist bir dalga var. Kelimenin gerçekten ne anlama geldiği konusunda birlikte tartışabiliriz; ama sonuçta 'anti-kapitalist' tanımı önemlidir... Öteki Kampanya düşmanını tanımlar, rakibini değil. Bir rakiple kimi konularda anlaşabilirsiniz, ama düşmanla asla. Öteki Kampanya, kendisini anti-kapitalist olarak tanımladığında şunu söyler: 'Önümüzde duran şeyin ölümünü, sonunu getirerek kendi varoluşumuz için savaşıyoruz.' Bir kişinin ölümü değil, bir sistemin ölümü..."5 Evet, emekle sermaye uzlaşmaz bir karşıtlık içindedir ve kapitalist imparatorluk çağında emekle sermaye, yoksullarla zenginler, unutturanlarla unutulmaya direnenler arasındaki bu antagonizma iyice çıplaklaşmıştır. "Biz bu ülkenin zenginlerini kovalıyoruz... Onlarla birlikte var olmak mümkün değil; çünkü onların varoluşu bizim yok oluşumuz demektir"6 derken kastedilen tam da bu iki uzlaşmaz varoluş biçiminin antagonizmasıdır. Sermayenin bu yeni küresel ve çok merkezli iktidarının kuruluşuyla eşzamanlı olarak, yıkılan sosyalist rejimlerin küllerinden çok önemli dersler çıkararak doğan Zapatist hareket, yeni bir siyasetin, siyaset felsefesinin, kültürün ve etiğin oluşumunun bir deneyimidir. Ulusal Zapatist Kurtuluş Cephesi (FZLN) uluslararası ilişkiler sorumlusu Marquez Velasquez'in dediği gibi, "Gerçek görev şu: Dünya çapında bir devrim kültürüne ihtiyacımız var. Biz bu yeni devrim kültürüne katkıda bulunmak istiyoruz."7 Bizce Zapatist hareketin (pek de buradan konuşturulmayan8) devrim kültürüne en anlamlı katkısı, içkin politika düzleminin kuruluşudur. Özellikle Deleuze'ün,9 Birlik Felsefeleri karşısında Spinoza'nın saf ontolojisini, ahlak karşısında etiğini öne çıkardığı okumasında da gördüğümüz gibi, içkinlik âlemi anti-hiyerarşiktir. Spinozacı içkinlik dünyası insanın kudretini en iyi nasıl gerçekleştireceği, dolduracağıyla ilgilenir. İnsanın doğasına özsel olarak hiçbir şeyin ait olmadığını savunan ve "her şeyi gerçek anlamıyla 'oluş' terimleriyle düşünen" Spinoza için bu içkinlik eylemsellikten, ilişkisellikten öte bir şey değildir. Spinozacı içkin gücün olumlanma-sına dayalı bir kuruculuk ile doğal hakkın aşkın bir iktidara devri anlamında Hobbes'tan devralınan modern temsiliyet geleneği arasındaki bu kopuşu10 Zapatistaların deneyimi ile okumak oldukça ön açıcı olacaktır. Kapitalizmin tarihsel gelişimiyle koşut olarak gelişen modern burjuva siyaset anlayışı, toplumsal ve siyasal alan ikiliği üzerinden ekonomik alanın kaotik işleyişini politik olarak düzenleme (düzensizliğin düzeni) ve toplumsal alandaki eşitsizlikleri siyasal temsiliyetle dengeleme çabasıdır. Sonuçta herkes, kendisine sunulan bir oy hakkını sanal bir katılımla birkaç yılda bir kullanarak gücünü aşkın bir iktidara teslim eder. Parti, parlamento ya da devletin kendisi aşkınlıktır. İster seçim ister başka bir temsil mekanizması yoluyla olsun, her tür temsiliyet teslimiyeti beraberinde getirir. Aslında kapitalizmin ideolojisi olan modernizmin aşkın iktidarlar üreterek ve yeniden üreterek nasıl bizi güçsüz kıldığını kavramayan sol tarafından çokça eleştirilen Zapatistaların iktidarı almak istememeleri, bu yıkıcılıktan, yani toplumsal olan-politik olan, araç-amaç, öncü-kitle gibi aşkın ikilikleri yerle bir eden, tüm hiyerarşileri ortadan kaldıran bir içkinlik düzleminden okunduğunda gerçek anlamını bulur. Zapatistalar şöyle demekte:
"İktidarı başlı başına bir amaç olarak görmüyoruz. İktidar ya da güç toplumda, insanların içinde yaşamalı, onlarda içkin olmalıdır. Temsil mi? O kadar da büyütülmemeli; bunu iyi denetlenen ve ehliyetli herhangi biri yapabilir. Temsil, bir görevdir yalnızca. Bizim iktidarı istemediğimiz, ondan uzak durduğumuz söyleniyor, doğrudur. İktidarı ele geçirmek kolaycılık olurdu. İnsanların iktidarını kurmak ya da insanları muktedir kılmak, işte bu çok daha zor. Klasik partiler örneğin, oturtup iki kişiye parti programı yazdırırlar. Böyle bir programı herkesle birlikte kurmak, oluşturmak çok daha zordur. Programdan daha önemli olan, onun nasıl oluşturulduğu. Ancak, insanları muktedir kılma işinin nasıl örgütleneceği: işte bu, hâlâ icat edilmeyi bekliyor."11
Bu hâlâ icat edilmeyi bekleyen, aşkın temsiliyeti ortadan kaldırıp bunun yerine insanlığın içkin yaratıcı gücünün özgür ortaklığının doğrudan yaşama geçirilmesinin toplumsallık biçimleri üzerine kafa yormayan bir hareketin devrimci bir ön açıcılığı maalesef olamayacaktır. Bizim devrimin devrimcileşmesi derken ya da Zapatistalar "devrimi mümkün kılan devrim" derken kastettiğimiz budur. "...Çoğunluğun desteğine sahip olmayan, 'zorla benimsetilen' bir devrimin sonunda kendine yöneleceğine dikkat çekiyoruz... Biz bir ortodoks devrimi önermiyoruz, önerdiğimiz çok daha zoru: bir devrimi mümkün kılan devrim..."12 Ve elbette bunun bir formülü ya da reçetesinin olmayışı, kimi emarelerinin de olmadığı anlamına gelmez. Şanslıyız ki, geçmiş devrimlerin yenilgileri geleceğin yengilerinin ipuçlarını taşımakta... Elbette, diyalektik yöntemin bize mirası olan korkuyla düşmanı suçlayarak değil, cesaretle hatamıza sarılıp nerede nasıl yanlış yaptık diyerek bakabilirsek eğer. Diyalektikle bakan iktidarcı bir anlayışta öğrenme olabilir mi? Oysa Zapatist hareketin bizim için en anlamlı yanlarından birisi, öğrenmeye yaptıkları bu vurgudur: "Sanırım edindiğimiz en büyük beceri öğrenme eğilimine ve kapasitesine ilişkin olandır... Bunun Zapatistlerin en büyük becerisi olduğunu düşünürüm... Öğrenmeyi öğrendik biz" der Marcos, "La Jornada" ve "Rebeldi'a" dergilerinin EZLN'nin kuruluşunun, 20. yılıyla ilgili olarak kendisine yönelttiği değerlendirme sorularına yanıt verirken.13 EZLN'nin "ilk kaybettiğimiz savaş" diye bugün artık biraz da gülerek anlattıkları yerli halkla ilk karşılaşmaları, belki de en öğretici deneyim olmuştu. Che Guevara'nın "fokoculuk" diye bilinen şehir gerillası teorisini benimseyen FLN (Ulusal Kurtuluş Güçleri) içinden bir grup kentli devrimcinin yerli köylülere öncülük etmek üzere Chiapas dağlık bölgesine gelmesiyle başlar EZLN'nin tarihi. Ancak bu karşılaşmada, komünist devrimin nasıl yapılacağına dair ezberlerindeki bilimsel bilgiler yetersiz ve hatta geçersiz kalmıştır. Örgüt içinde özellikle öncü meselesinde büyük bir kriz oluşur ve şehirli gerillaların büyük bir kısmı geri döner. Marcos'un da aralarında olduğu kalmaya karar verenler ise, bir toplumsal-politik örgütlenme olarak dinlemeyi öğrenirler. En üst karar mekanizması olan ve Marcos'un da Yardımcı Komutan olarak tabi olduğu, yalnızca yerlilerden oluşan CCRI'nın (Devrimci Yeraltı Yerli Komitesi) oluşumu ve Zapatist hareketin kitlesel olarak büyümesi de bu döneme denk gelir. Eduardo Galeano bunu şöyle anlatır: "Aydınlanmadan kaynaklanan ve uygarlık ile barbarlık şeklindeki eski şema üzerine inşa edilmiş eski mesihvari devrim vizyonuna göre, devrimci aydının misyonu her zaman kara cahil kitleleri uygarlığın ışıkları ile aydınlatıp bu yolda cehaletten kurtarmaktan ibaretti. Chiapaslı isyancılar şimdi tam tersi yolu öneriyorlar: Onlar için hakikat dışarıdan veya yukarıdan değil, aşağıdan geliyor." Sorun gerçekten de, öncülüğün yeniden tanımlanmasının krizidir. Sorun, bizlerin daha önceden belirttiği gibi modernizm döneminde temsiliyetin üstlenilmesi olarak tanımlanan öncülükten, günümüzde artık öncülük işlevinin toplumsal öznelerin temsili yoluyla onlar adına konuşmak değil, toplumsal öznelerin kendilerinin konuşmalarını sağlayacak ön açıcılık olarak tanımlanmasına geçiştir.14 Öncülük, birilerinin yerine konuşmak değil, kendilerinin özgün deneyimlerinin konuşması için zemin açma, zemin hazırlamadır. 2001 yılındaki Toprağın Rengi Yürüyüşü'nde Marcos, Zapatistaların kendi konumlarını nasıl gördüklerini, "Meksika'nın altında gizlenmiş ve örselenmiş sayısız Meksikalıyı ortaya çıkaran yürüyüş... Biz onların mikrofonu değiliz... Bütün seslerin arasında bir sesiz... Bütün sesler arasında tekrarlanan onurun yankısıyız... Kendi sesimizi onlara katıyoruz ve onların sesiyle çoğalıyoruz..." diyerek ortaya koymuştu. "Yarbay" Moises ise Öteki Kampanya'nın bu ilk turunda niçin Yardımcı Komutan Marcos'un gittiğini anlatırken, modern paradigmadan farklı olan bu yeni öncülük tanımına çok somut bir örnek getirir aslında: "Sizin öncüyü, önderlik eden, yöneten, savaşın nasıl olması gerektiğini bilen, emirler veren, ya da yalnızca onların doğru olduğu, en iyi ve en çok şeyi bilen kişiler solarak anladığınızı biliyoruz... Ama biz öncüyü böyle anlamıyoruz. Bizim için öncü... Mücadeleyi ilerletmek için gidilmesi gereken ve bizim için henüz bilinmeyen toprakları tanımak ve bizim ne yapmamız gerektiğini bilebilmemiz için bize orası hakkında bilgi vermek üzere gidendir.15 Zapatistaların aşkın bir bilinç taşımayı ve öncü-kitle ilişkisinin yarattığı hiyerarşiyi yerle bir eden bu yaklaşımları, devrim kavramının devrimcileştirilmesinin etik-politik teorisinde kilit bir rol oynayacaktır. Şehirli aydın gerillaların yerli köylü topluluklarından, erkeklerin kadınlardan, büyüklerin küçüklerden daha fazla bilgisi ve bu anlamda üstün bir konumu yoktur. Bunlar ortak bir bedenin birbirine indirgenemez farklılıkta kudretleri olarak görüldüğünde, bu ilişkiselliğin nasıl da zengin bir kolektif gücü ortaya çıkaracağı görülecektir. "Her şey herkes için, hiçbir şey kendimiz için değil" söyleminin ana eksene oturduğu, komünal "boyun eğerek yönetme" geleneğine sahip köy komünlerinde yetki devri ya da delegasyon yoktur; temsilciler değil, sorumlular vardır. Topluluğun kendisi ve sorumlular arasında aşkın bir dolayım ya da dışlayıcı bir ötekilik ilişkisi kurulmaz. Herhangi bir dolayıma ihtiyaç yoktur; asla yarına ertelenen bir devrimin aracı olmayan örgütlenme, tüm öznelerin farklılıklarının özgür komünalliği olarak içkin amacı taşır. Ve bu deneyimle Marcos, 20. yıl değerlendirmesine şöyle devam eder: "Öğrenmiş olduğumuz birçok şey arasında farklılığın zenginliği var... İşte bu bize, homojenlik ve egemenlik karşısında farklı olanlarla birlikte yaşamanın ve onlara saygı göstermenin daha tercih edilebilir olduğu fikrini oluşturma imkânı tanıdı."16
"Herkesin farklı olduğu için eşit olduğu" ve "içine birçok dünyanın sığdığı bir dünya" isteyen ve bunun kuruluşu yönünde güçsüzlüklerinden yola çıkarak aşkın bir teslimiyet değil içkin kudretlerinden güç alarak komünalist bir otonomi deneyimi yaratan Zapatistalar, devrimci öznellik olarak, oluş içindeki çokluğun somut tezahürüdür. Bugün devrim kuramının kuruluşunun ihtiyaçları üzerinden Spinoza'ya dönüşün önemli isimlerinden Hardt ve Negri çokluğu, "tekilliklerin ortaklığı temelinde hareket eden aktif bir toplumsal özne... İçinde komuta eden ve itaat eden parçaların olduğu 'siyasal bir beden' değil, kendi kendini yöneten bir 'canlı et'" olarak tanımlarlar.17 İki ezeli düşman, sermaye ve emek arasındaki antagonizma tamamen çıplaklaşmıştır. Sermaye iktidarının kendi diyalektiği içinde her türlü ölçme, tek tipleştirme, indirgeme ve temsil etme eğilimine direnen bu tekilliklerin çokluğu, yaratıcı gücünü sermayenin kendine mal etmesine izin vermeden, farklılığı içinde kendi içkin olumlama pratiğini kuracaktır... kurmaktadır...
Devrimci geleneğin özgürleşmeci coşkusunu ve kahkahasını yerli toplulukların komünal eşitlikçi, paylaşımcı ve dayanışmacı direniş kültürüyle bir potada eriten Zapatist hareketle beraber öğrenen biz dünyanın yerlileri, gecenin içinden yolculuğumuza devam ediyoruz...
Kaynakça
1 Öteki Kampanya'nın seçim kampanyalarıyla eşzamanlı başlaması, kimi çevrelerde acaba Zapatistalar seçime mi katılacak sorusunu uyandırmıştı; ama Zapatistaların yanıtı netti: "Özellikle seçim dönemini seçtik; böylece bizim başka bir şey istediğimiz açıkça görülecek ve insanlar bizim politik önerilerimizi görebilecek ve karşılaştırabilecekti. Doğduğumuz zamandan beri, politika yapmanın başka bir yolu üzerinde sürekli ısrar ettik. Şimdi, bunu silahsız ama Zapatista olmayı bırakmadan yapma şansımız var; bu yüzden hâlâ maskelerimizi takıyoruz."
Bkz. Free Speech Radio'nun Marcos'la Söyleşisi, http://otonomlar.org/zapatista/haberler/132.
2 Altıncı Deklarasyon, Öteki Kampanya ve Atenco olayları hakkında daha ayrıntılı olarak bkz. Marx ve Komünalist Otonomi, Cengiz Baysoy (der.), Otonom Yay., 2006, s. 315-328 ve "Zapatistalar Yeniden Yollarda Yolunuz Açık Olsun", Otonom Dergisi, sayı 12 (Mart-Mayıs 2006).
3 Toprağın Rengi Yürüyüşü'nde Subcommandante Marcos'un okuduğu EZEN Bildirisi, Zocalo Meydanı, Itaico City, 11 Mart 2001.
4 Subcommandante Marcos, "Niçin Savaşıyoruz: Dördüncü Dünya Savaşı Başladı", Ağustos 199/.
5 Toplantıyı aktaran llermann Bellinghausen, http:// www.narconews.com/Issue40/articlelb89.html.
6 "Marcos'la Röportaj", Rebeldi'a dergisi, 30 Mayıs 2006.
/ Ulusal Zapatist Kurtuluş Cephesi uluslararası ilişkiler sorumlusu Marquez Velasquez'le röportaj, röportajı yapan Barkın Karslı, Roll Dergisi, Ocak 2001.
8 Zapatistalar hakkında yazılıp çizilen yüzlerce makale içinde bu noktaya değindiğini fark ettiğimiz tek makale Massimo De Angelis'in "'Zapatismo' ve Toplumsal İlişki Olarak Sermaye", CONATUS Çeviri Dergisi, çev. Ali Sümer, sayı 5, Nisan-T'emmuz 2006.
9 Bkz. Gilles Deleuze, Spinoza Üstüne On Bir Ders, çev. Ulus Baker, Öteki Yay., 2000.
10 İmparatorluğun egemenlik krizini aşmak için başvurulan ve negatif bir özgürlük görüşüne dayanan llobbesçu gelenek ile etik-politik bir özgürleşmenin kuruluşunda devrimci düşüncenin alet çantasında yerini alacak Spinoza hattı arasındaki ayrım için bkz. bu sayıda "Felsefedeki Eksen Değişikliği ve Yeniden Spinoza Okuması".
11 Marquez Velasquez'le röportaj, y.a.g.e.
12 Marcos'un Mektupları, Gökkuşağı Yay., 1999.
13 Gloria Munoz Ramirez, Ateş ve Söz: 20. ve 10. Yılında FZI.N, çev. İlker Özünlü, Ayrıntı Yay., s. 34/-B.
14 Bkz. İmparatorluk ve Bağımsız Öğrenci Hareketi, Cengiz Baysoy (der.), Otonom Yay., 2002.
15 EZİN adına "Yarbay" Moises, 16 Eylül 2005.
16 Ateş ve Söz, s. 348-9.