| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 |
Yerli Malı Anarşizm
Batı Dışı Anarşizm Meselesine Hamaset Gütmeyen Bir Bakış
Aydın Ekim Savran
Siyahi Dergisi (sayı:9)
30 Kasım 1999'da Seattle'da başlayan küreselleşme karşıtı eylemler zinciri, dünyadaki tüm radikal muhaliflerin önümüzdeki yüzyıla umutla bakmasına yol açmasının yanı sıra yeni binyılın şafağında egemenlere karşı mücadelenin alacağı yeni biçimlerin de muştucusu olmuştu. Geleneksel eylem biçimlerinden oldukça farklılık gösteren bu protestolarda, protestocular/eylemciler (veya bu tarz gösterilerin ya da Bülent Usta'nın önerdiği biçimiyle "nümayiş"lerin1, dilimize bahsi geçen eylemlerden sonra özellikle yerleşmiş haliyle özneleri "aktivistler") en başta askeri amaçlarla geliştirilen enformasyon ve iletişim teknolojilerinin imkânlarını da kullanarak örgütlenmişler ve kolluk kuvvetlerine tabiri caizse "kök söktürmüş"lerdi. Anti-Kapitalist Hareket olarak da anılan bu dalganın en dikkat çekici özelliği ise herhangi bir grup, parti ya da örgütün liderliğinden bağımsız biçimde çeşitli alanlardaki STÖ'ler ve çok çeşitli radikal grupların farklılıklarını koruyarak ortak hareket edebilmesi olmuştu. Protestoların planlanma aşamasına damgasını vuran anlayış yatay örgütlenmeydi ve farklı meseleleri olan pek çok birey ve topluluk, "birbirlerinin ayağına basmama"yı ve kendi meselelerinin karakterize ettiği çeşitlilikleri korumayı özellikle gözeterek ortak hareket etme imkânlarını araştırmıştı. Eylemlere damgasını vuran özellik ise kolluk kuvvetleriyle farklı biçimlerde karşılaşmayı göze alan ve farklı eylem tarzlarını benimseyen birey ve grupların bu farklı eylemleri gene birbirlerinin ayağına basmadan bir arada gerçekleştirebilmiş olmasıydı. Anti-Kapitalist Hareket'i oluşturan kitle özellikle 60'ların ikinci yarısından itibaren yoğun biçimde filizlenmeye başlayan yeni muhalefet tarz ve pratiklerinin yeni faillerinin adeta bir zirvesiydi. Gelişmiş kapitalist toplumlarda II. Dünya Savaşı'ndan itibaren 80'lere kadar uygulanan refah toplumu politikalarıyla iyice süngüsü düşerek "devrimin motor gücü" olmaktan istifa etmiş endüstriyel işçi sınıfı yerini işsizlere, öğrencilere, göçmenlere, kadınlara, gaylere, lümpen proleterlere ve daha önce devrimci ve muhalif içerikten dışlanmış pek çok declasse unsura bırakmıştı.
Gerek planlanma gerekse de eyleme aşamasında, planlanma safhasının da büyük ölçüde eylemde oluştuğu göz önünde bulundurulursa, Hareket'e esas özgünlük kazandıran taktik, strateji ve düşüncelerin genelde siyaset sahasından özellikle de devrimci siyaset sahasından dışlanan başka bir anlayışa, anarşizme ait olduğunu görüyoruz. Yatay örgütlenme, kendiliğindenlik, farklılıkların birlikteliği gibi Anti-Kapitalist Hareket denilince akla gelen pek çok taktik anlayış anarşistlerin uzun süredir savunduğu yöntemlerdi. Kolluk kuvvetleriyle sıcak teması göze alarak eyleme daha radikal bir kimlik kazandıran da Kara Blok örgütlenmeleriyle anarşistlerdi. Buna rağmen, özellikle de "Sınıf savunucuları" tarafından kara maskeliler gene ailenin hiç büyümeyecek haylaz çocuğu ilan edilerek (ki anarşistlerin pek çoğunun bu yakıştırmadan rahatsızlık duyduğunu sanmıyorum) değiştirme dönüştürme kabiliyetinden mahrum bırakılmışlardı.
Bu mahrum bırakma, dışlama, "ehil" bulmama tutumunun kökenlerinin, yalnızca onunla kısıtlı olmamakla beraber Aydınlanma'nın ve modernitenin Avrupa merkezci ve evrenselci tavrında yattığı söylenebilir. İşin daha tuhafı ise, genelde bu tutumlara maruz kalan konumunda olan anarşizmin kendi içerisinde buna benzer bir tavrı geliştirmiş olmasıdır. Anarşist ve liberter düşüncenin "ehil bulunmuş" kalemlerine kadar sirayet etmiş bu tavrın tespit edilmesi ve eleştirilmesi, tarih sahnesinde kenara itilenlerin ve dışlananların tekrar sahneye dönme çabalarıyla karakterize olan post-kolonyal tarih yazımı alışmalarından da beslenerek anarşizmin ve liberter hareketlerin Batı dışında da vuku bulduğu ve gelişti(rildi)ğini ileri sürmekte. Fakat bu anlamlı ve haklı çaba ne yazık ki kendi içerisinde kimi sorunlar barındırmaktadır. Bu sorunların başında
ise Batı'nın tek boyutlu biçimde ele alınarak hamaset üzerinden tümden reddedilmesini, başka bir deyişle maruz kalınan Avrupamerkezcilik ve evrenselciliğin belirli anlamda yeniden üretilmesini gösterebiliriz. "Batı dışı (ya da 3. dünya; sözcüğün kalkınmayı yücelten Avrupamerkezci içerimleri ve göndermede bulunduğu Soğuk Savaş döneminin sona ermesi göz önünde bulundurularak Batı dışı tabiri tercih edilmiştir) anarşizmleri" olarak kavramlaşmaya başlayan bu anlayışın daha emekleme sürecindeyken eleştirel bir gözden geçirilmesi esas hedefini, yani Batı dışı coğrafyalardan üretilen bir liberter tavır ve kültürün çoğaltılmasını gerçekleştirmesi ve geliştirmesi rakımından önemli görünmektedir.
ABD'de yaşayan liberter eylemci Aragorn, Batı'dan gelen her şeyin tümden kötü olmadığını da not düştüğü Batı Dışı Anarşizme Doğru isimli yazısında anti otoriter ilkelerin Avrupamerkezci anlayışın etki alanı dışına yerleştirilmesinin pek çok imkân sunduğunu ve anti-otoriter tartışmaları belli başlı tarihsel figürlerin gölgesinden çıkararak karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma pratiklerinin sadece edişlerden alıntı yapılacak bir şey değil, canlı imkânlar olarak düşünülmesinin önünü açtığını belirtmektedir2. Bu yüzden sadece Batı dışı coğrafyalarda yaşayan anarşistlerin, anti-otoriterlerin ya da liberterlerin değil, tüm dünyadaki anarşistlerin, hem Batılı anarşizmi hem de Batı dışı dünyayı içine alan, kültürel kutuplaşmalardan ve ikiliklerden kurtulmuş kozmopolitik bir anarşizm anlayışına ihtiyacı var gibi görünmektedir. Bu anlayışın izleyeceği yol ise Batı'nın kötü huylarını taklit etmek değil, insanlığın ortak kültür mirasının sayısız farklılık ve olanağından beslenerek hâkim siyasal, kültürel ve epistemolojik tahakkümün üzerine kurulduğu kavram ve anlayışları yerinden etmek olmalıdır.
L
Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve Dünya'nın "tek kutuplu" hale gelişi neo-liberalizmin kimi ideologlarınca artık klişe haline gelmiş "tarihin sonu" tespitleriyle sevinç içerisinde kutlansa da "Yeni Dünya Düzeni"nde de baki kalacak açlık, baskı, zulüm, sömürü gibi tam listesini herhangi bir radikal muhalif bildiride görebileceğimiz olgular karşısında bazı radikal teorisyenler, entelektüeller ve düşünürler II. Dünya Savaşı öncesinde pek göze çarpmayan ideolojik bir manipülasyon ve tahakküm aracına dikkat çektiler: Avrupamerkezcilik. Samir Amin tarafından ayrıntılı biçimde ortaya konulan Avrupamerkezcilik tanımı3 ve eleştirisi, post-kolonyal çalışmalarda bulunan azımsanamayacak sayıdaki radikal entelektüel ve araştırmacı tarafından geliştirilerek köklerini modernite ve aydınlanmada bulan ve Hegel'in Dünya-tarihi anlayışında somutlaşan "Avrupalı beyaz erkeklerin" ideolojik, tarihsel ve epistemolojik taarruzuna karşı son derece güçlü direniş ve yıkım araçları sunmaktadır4.
Pek çok farklı yönünden bahsedilebilecek olan Avrupamerkezciliğin epistemolojik ve ideolojik yönünü karakterize eden özelliğin bir "büyük harfleştirme" süreci olduğunu söyleyebiliriz. Kendi tarihini (T)arih'e, kendi akılsallığını (A)kıla, kendi kültürünü (K)ültür'e, insanını ise (İ)nsan'a dönüştürerek tüm bu ve buna benzer kavramları kendi perspektifinden değerlendirip, benzeşenleri sahiplenerek ya da en iyisinden kopyaları ve türevleri olduğunu iddia ederek, benzeşmeyenleri ve örtüşmeyenleri ise saygıdeğer insanlık ailesinin masasına otur(t)maya değmeyecek primitif ya da irrasyonel unsurlar olarak yok saymak biçiminde işleyen bu süreç, bir "sahicileştirme" (authentication) hareketi olarak da görülebilir5.Buna göre, esas olan, sahici olarak değerlendirilebilecek olan Avrupa ya da daha geniş bir biçimde Batı'da vuku bulandır ve diğer yerlerde olan biten, Avrupa'daki sahici örneğiyle benzeştiği ölçüde ciddiye alınabilir ve değerlendirilebilir. Bu sadece mekânsal değil zamansal da bir konumlandırmadır. Avrupa'nın bulduğu ilktir, doğrudur ve modeldir, prototip ve arketiptir; daha önceleri başka bir yerde başka kişi ya da toplumlarca üretilenin bir "kıymet-i harbiyesi" yoktur, ancak ilkel örneklerdir ve "modern insan" için ansiklopedik bir bilgiden ya da dünya tarihini ve kültürlerini istediği gibi incelemekte (sömürmekte) hiçbir beis görmeyen belgesel programlarının nesnesi olmaktan başka bir şey ifade etmemektedir. Felsefeyi "icat etme" şerefine nail olan ve Avrupa'nın büyük bir onur ve kıvançla kökenlerini bulduğu Antik Yunan uygarlığının o "eşsiz görkeminin" temellerinde köle, kadın ve çocuk emeğinin yanı sıra yoğun biçimde beslendiği ve etkilendiği Ortadoğu uygarlıklarının bulunduğu. Antik Yunan'ı oluşturanın Ortadoğu ve Mısır'la girdiği etkileşim olduğu bile Avrupa akademik camiasında çok sonraları ve gönülsüzlükle kabul görmeye başlamıştır. Avrupa'dan önce ve başka yerlerde olan bitenin değeri, Avrupa'yı ne kadar beslediği ve ona ne ölçüde kaynaklık ettiğiyle ilgilidir ve bu besleme ilişkisi Avrupa'nın birincil konumda olduğu bir sürece işaret etmiyorsa yok sayılmasında ya da çarpıtılmasında hiçbir sakınca yoktur.
Avrupamerkezciliğin sahicileştirme hareketiyle birbirini içerimleyen başka bir yönünün evrenselcilik olduğu söylenebilir. Kökenini Aydınlanma'ya hâkim olan unsurlardan alan ve birbirine indirgenemez zamansal ve mekânsal farklılıkları hiçe sayarak dünya üzerinde yaşayan tüm canlılar -ya da evrenselliğin konusu olabilecek tek canlı (İ)nsan- için tek bir değer ya da değerler sistemi soyutlayan evrenselcilik, bu evrensel değerlerin içeriğini bütüncül biçimde Batı değerleriyle (yerel değil ama bölgesel6 kimi modifikasyonlarla beraber) özdeşleştirerek küresel ölçekteki ideolojik, epistemolojik ve kültürel tahakkümünü kurar. Böylelikle tüm dünyada canlı ve cansız doğanın nasıl yönetileceğinin şema(lar)ı çıkartılırken, bu şema(lar)a muhalif olanların da ona nasıl karşı çıkacağı, direneceği ve karşı çıktıkları şeyi nasıl değiştirip dönüştüreceğinin de şema(lar)ı ortak olduğu öne sürülen Akıl tarafından belirlenir ve sahicilik sınanmasından geçirilerek "esas olandan" gösterdikleri farklılıklar oranında "değerlendirilir. Bu tavır Batı düşüncesine7 o kadar derinlemesine nüfuz etmiştir ki, en genel anlamıyla her tür tahakküme karşı çıkmak olarak formüle edilebilecek -her ne kadar formülasyon çabasına ısrarla dirense de- anarşizm gibi bir düşüncenin önde gelen kalemleri olarak görülen kimi yazar ve akademisyenler yukarıda tasvir edilmeye çalışıldığı kadar kaba biçimde olmasa da Avrupamerkezcilik ve evrenselciliği çeşitli boyutlarda göstermektedir.
En çok ekoloji alanında yaptığı çalışmalarla tanınan ve kapitalizmin ekolojik sömürüsüne ve tahakkümüne dikkat çekerek ekolojiyi radikal liberter siyasetin konusu haline getiren Murray Bookchin, yukarıda saydığımız Avrupamerkezci tavrın özellikle Aydınlanma'dan miras aldığı yönünü eserlerinde sergilemektedir. Burada Bookchin'in Aydınlanmacı tavrını derin ekolojistler ya da ilkelcilerle girdiği tartışmalar üzerinden ele almak yerine -zira Zerzan konusunda da değineceğimiz üzere Bookchin'e bu yönden gelen eleştirilerin eleştirdikleri şeyi belli bir anlamda yeniden ürettiği ileri sürülebilir-toplumsal değişim ve dönüşüm perspektifinin kimi yönlerine değineceğiz.
İlerlemeci tarih anlayışını büyük oranda benimseyen Bookchin'in, daha ileri toplumsal formasyonların daha fazla ve gelişkin liberter olanaklar sağladığı teziyle birlikte liberter pratiklere verdiği örnekleri çoğunlukla Avrupa tarihinden seçmesi8, dünyanın başka yerlerinde başka zamanlarda başka biçimlerde filiz veren isyan ve muhalefet örneklerine minik beresinin altındaki sevimli yüzünden beklenmeyecek hoşgörüsüzlükle yaklaşmasını ve onları bir türlü liberter komünizmin sahici örneklerinden sayamamasını anlaşılır kılmaktadır. Amerika'da 60'lardan sonra ortaya çıkan çok çeşitli New Age akımların anarşizmle kendilerini ilişkilendirmesi gerçekten de çeşitli sorunlar barındırmaktayken, Bookchin'in bu anlayışların tümüne "eski okul"dan bir devrimcinin ağzından getirdiği Ortodoks eleştiriler, geçerli ya da sahici tek liberter mücadele biçiminin kitleselleşme hedefli kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilen ve reel politik arenada hak alma ya da bu arenayı dönüştürme mücadelesi veren, devrimciliği ve liberterliği evrensel olarak "kanıtlanmış" bir mücadele olduğunu ileri sürmektedir.9 "Gündelik yaşam", "yaşam tarzı", "heteredoksi" vb. kavramların içerimlediği liberter olanakları toptan reddederek bu kavramların yalnızca "lifestyle" dergilerinin konusu olabileceğini öne süren Bookchin, düşünce tarihinde önemli bir kırılmaya işaret eden ve çok çeşitli radikal siyasi mücadeleler için kullanışlı araçlar sunan Foucault'nun somut maddi pratiklerden yola çıkan ve ampirik olduğu ileri sürülebilecek ayrıntılı iktidar analizini "muğlâk ve kozmik" olarak değerlendirerek (A)kla, moderniteye ve Aydınlanmaya gelecek her türlü eleştiriyi liberalizm olarak göreceğini ve değişen kapitalizmin bir oyunu olarak kenara atacağını bizlere göstermektedir.
20. yüzyılın en önemli liberter ve anarşist figürlerinden Bookchin elbette çok daha ayrıntılı biçimde ele alınmayı hak etmektedir fakat burada hedeflenen ayrıntılı bir Bookchin değerlendirmesi değil, Bookchin'in düşüncesindeki Aydınlanmacılığın ve modernitenin değerlerine olan katı bağlılığın Avrupamerkezci ve evrenselci içerimleri hakkında kimi ipuçları vermektir. Bookchin'in bu konudaki temel eksikliği, karşı çıktığı tahakküm biçimlerinin modernite ile Aydınlanma'nın kavram ve değerlerinin siyasal iktidar biçimlerince (örn. ulus devlet) yozlaştırılmasından ibaret olduğu yanılgısına düşmesi ve modern tahakküm biçimlerinin köklerini sıkı sıkıya bağlı oldukları modernite, Aydınlanma ve Batı düşünce tarihi ile metafiziğinin temel kavram ve değerlerinden aldığını, dolayısıyla tahakküme karşı çıkmanın bu değerlerin de hedef alınmasını ve ayrıntılı ve radikal bir eleştiriden geçirilmesini gerektirdiğini görememesidir. Modern iktidarı oluşturan sadece egemenlerin siyasi ve ekonomik çıkarları değil, modern düşünce biçiminin üzerine oluştuğu kavramlardır ve çok çeşitli tahakküm biçimlerini anlamanın ve onlara karşı çıkmanın yolu bu kavramları aşağıda değineceğimiz Zerzan örneğinde olduğu gibi kolaycı bir olumsuzlamayla toptan reddetmek yerine onlarla hesaplaşarak onları bozmaktan, sökmekten, yerinden etmekten ve yeniden yerleştirmekten geçmelidir.
Liberter kanona (en azından "otorite I erce" sahici bulunan kanona) farklı ve ilk bakışta oldukça radikal bir konumdan katkıda bulunuyormuş gibi görünen John Zerzan da, bütünüyle reddettiğini iddia ettiği uygarlığın araçlarını ve olanaklarını sonuna kadar kullanarak bu reddiyesini internet gibi iletişim araçlarını ve entelektüel bir dili kullanarak duyurması bir kenara, teorik düzlemde de evrenselcilikten ve -ironik olarak- ilerlemeci anlayıştan kurtulamamış görünmektedir.10 Zerzan bütün melanetlerin baş (belki de tek) sorumlusu olarak gördüğü uygarlığı tek boyutlu ve her yerde aynı tarihsel gelişim ve dönüşüm süreçlerinden geçmiş ya da geçmekte olan bir fenomen olarak büyük harfleştirir; yok edilmesi gereken (U)ygarlık aslına bakılırsa Batı Uygarlığı'dır ama rahatlıkla "the" Uygarlık olarak okunabilir. Zerzan'ın somut ampirik kanıtları tümevarım metoduyla zamansal ve mekânsal olarak evrensel fenomenler haline getiren tavrı, Platon'dan Hegel'e Batı metafiziği'ni (ve dolayısıyla "uygar Batı" düşüncesini) karakterize etmiş ve siyasi konumunu Devletçilik üzerinden kurmuş bir felsefi gelenekten izler taşımaktadır. Batı Uygarlığı'nın dünya canlı ve cansız yaşamına en fazla olumsuz etkide bulunmuş uygarlık olması, onun dünya üzerindeki karşı çıkılacak tek uygarlık olduğunu göstermeyeceği gibi bir kez yok olduğunda yaşamın çok daha özgürlükçü bir duruma kavuşacağını da göstermemektedir. Hatta Zerzan'ın ilkele duyduğu nostalji ve onu yüceltişinin, modernitenin ve Aydınlanma'nın ilk zamanlarında en bilindik örneğini Rousseau'nun doğal durum/toplumsal durum ayrımında bulan ve insanlığın uzak ve belirsiz bir geçmişte çok daha mutlu olduğunu ileri süren anlayışla benzerliği, Zerzan'ın düşüncesinin pek çok yönünün bütünüyle olumsuzladığı uygarlıkla sıkı bir ilişki içinde bulunduğunu göstermektedir.
Batı Uygarlığı'nın "büyük şeytan" ilan edilmesiyle beraber Zerzan'ın düşüncesine yoğun biçimde sirayet eden bir diğer evrenselci eğilim de tüm özgürlük mücadelelerinin, hatta (İ)nsanlığın büyük -ve tek- kurtuluşunun, (U)ygarlığa karşı verilen savaşa indirgenmesi üzerinden evreni, toplumu ya da yaşamı ruh-beden, emek-sermaye ya da iyi I ik-kötülük gibi ikilikler üzerinden açıklayan "büyük anlatı"ları tekrar etmesidir. Kendisine farklı "büyük şeytan"lar belirlemekle beraber benzerlerine "klasik anarşizm" olarak adlandırılan düşünce biçiminde de rastladığımız bu anlayışa göre11, (U)ygarlık denen melanet bir kez yok oldu mu (D)oğa'nın idealize edilen ve belirli anlamda ilahileştirilen düzeni ilkel insanı kucaklayarak özgürleştirecektir. Bütün tahakküm pratiklerinin panzehirini uygarlığın yok oluşunda gören bu anlayış, doğanın çokluk ve farklılıklarını da ütopik bir (D)oğa tasarımında silikleştirerek kaba bir olumsuzlama üzerinden karşı çıktığı şeyi yeniden üretir.
Zerzan'ın (U)ygarlığa karşı açtığı savaşta düşmanını bire bir taklit ettiği diğer bir alan da sahip olduğu doğrusal tarih anlayışı olarak gösterilebilir, (i)nsanın büyük (K)urtuluşunun kıyametimsi bir yok oluş ufkunda sabitlendiği ve giderek uzaklaştığı bu perspektifte, doğrusal bir hat üzerindeki ilerlemeci tarih anlayışı gene kaba bir olumsuzlamayla tersine çevrilir ve tarihsel gelişim çizgisindeki geri sayımın ardından gelecek "bulutların üzerine" kurulan ilkellik öte dünyadaki huzura duyulan özlemi andıran biçimde beklenir.
Burada Zerzan'a getirilen eleştirilerin amacı insanlığı karanlık çağlara gömmek isteyen bir "gericiye" karşı uygarlığın ışığını savunmak değil, liberter saiklerle geliştirilen bir uygarlık reddiyesinin uygarlığın üstelik de yoğun biçimde tahakkümcü içerimlere sahip yönlerini yeniden üretmesine işaret etmektir. Buradan Avrupamerkezci ve evrenselci eğilimleri görebileceğimiz başka bir liberter entelektüele, egemenlerin uluslararası hukuk ihlallerini ve ana akım medyadaki bu ihlalleri örtme amaçlı geliştirilen manipülasyonları teşhir etmeye yoğun biçimde kendini adamış muhalif dilbilimci Noam Chomsky'e geçebiliriz.Chomsky'nin uluslararası hukuk(suzluklar)a yaptığı vurgu ilk bakışta (post)modern egemenlik biçimlerine temel oluşturduğu iddia edilen uluslararası hukuk söylemine aykırı davranılmasının teşhir edilmesi olarak görülebilecekken, eleştiri kapsamını uluslararası hukuk söylemine ve bu söyleme kaynaklık eden (I)nsan, (A)kıl vb. kavramlara genişletmemesi ve söz konusu uygulamaları "Akıldışı" olarak mahkûm etmesi, Chomsky'nin kökenini Aydınlanma'dan alan ve evrenselci söylemiyle insanlara üzerlerinde denetime sahip olamayacakları haklar "bağışlayan" İnsan Hakları'na teorik olarak da12 bağlılığını göstermektedir. Chomsky'nin özgürlükçü toplum tasavvurunu genel ve görece belirsiz ilkelerle sınırlayıp ütopik (hatta heteropik) görüşünü idealize etmekten kaçınarak liberter bir toplumun kurulma çabasına deneyimin yol göstermesi gerektiğini belirtmesiyle kitleler için reçete hazırlayan entelektüel kimliğinden sıyrılma çabası dikkat çekici olmasına rağmen, kökenini kendisinin de belirttiği üzere Aydınlanma'dan ve liberal düşünceden alan anarşizm anlayışı, insan doğasına, çoğunluğun azınlık üzerindeki tahakkümünün meşruiyetiyle karakterize olmuş demokrasi anlayışına ve ilerleme fikrine duyduğu güvenle teorik düzlemde modernist içerimlere işaret edebilirken anarşizm pratiklerini Avro-Amerikan bir eksende ele alması pratik olarak da anarşizmi "kuzeye ve batıya" özgü bir fenomen olarak değerlendirdiğini düşünmemiz için bize yeterli dayanak noktası sunmaktadır. Örneğin 19. yüzyıl anarşizminin göz ardı edilemeyecek ölçüde Aydınlanma'dan esinlenmesine yaptığı zaman dışı vurgu anarşizmin her zaman, her yerde ve her koşulda Aydınlanma'nın hümanist ideallerinin radikal bayraktarlığını yaptığı iddiasına yol açmaktadır.13
Bununla birlikte, Amerikan bireyci liberalizminin ultra-liberalizme evrilmiş biçimi olarak özetlenebilecek anarko-kapitalizm olarak adlandırılan düşüncenin akılcılığa olan tutkusuna yaptığı olumlu vurgu14 ve karşı tutum sergilediği şeyleri akıl dişilik üzerinden düşünmesi Chomsky'nin eleştiri namlusunu Batı'nın "ilerleme ve özgürleşme"ye temel teşkil ettiği kabul edilen (A)klına yöneltmekte isteksiz olduğunun göstergesidir. Moderniteyi ve Batı düşünce biçimini değişik veçhelerden hedef alan Marx'ın özgün okumaları, Lacan'cı psikanaliz ya da post-yapısalcı olarak adlandırılan düşünceler toplamını anlaşılmaz olduklarını belirterek sahtekârlıkla yaftalarken, anlaşılmazlık payesini kuantum fiziğine ve matematiğe rezerve etmesiyle ve bu konunun uzmanlarının belirli bir yalınlaştırma süreci sonrası söz konusu bilgileri herkese aktarabileceğini belirtmesiyle15 Chomsky "modern Batı aklının", yani (A)klın ve onun kökenlerini Kant'tan alan öğretici (instructive) yöntemin sıkı bir savunucusu olduğunu göstermektedir.16
Avrupamerkezci ve evrenselci eğilimlerin yukarıda saydığımız isimlerden başka Todd May ve Saul Nevvman gibi anarşizmi post-yapısalcı olarak adlandırılan düşünürlerin fikirleriyle kesiştirmeye çabalayan akademisyenlerin çalışmalarında da kendisini gösterdiği öne sürülmektedir. Bu akademisyenlerin anarşizmden bahsederken anarşist oldukları sahicilik sınamasından geçmiş Bakunin, Kropotkin ve Stirner gibi düşünürleri referans almakla yetinmeleri ve dünyanın çeşitli yerlerindeki değişik anarşist pratiklerden bahsetmemeleri bu iddiaya kimi ölçüde haklılık sağlarken, May'in klasik anarşizm olarak adlandırdığı 19. yüzyıl anarşizmindeki belirli bir olguya (özcülük) dikkat çekmek ve bunu eleştirmek için referans aldığı metinleri Bakunin ve Kropotkin'le sınırlı tutması ya da Nevvman'ın Deleuze ve Foucault'yla beraber Stirner'i okuması, May'in ya da Nevvman'ın anarşizmi Bakunin, Kropotkin ve Stirner'le daha da fazlası Avrupa ve Batı'yla özdeşleştirdiği anlamına gelmemektedir. Bununla beraber klasik anarşizme dâhil edilebilecek bir figür olan Proudhon'un metinlerinde Bakunin ve özellikle de Kropotkin'de geçerlilik kazanan özcülük iddialarına karşıt pek çok fikre rastlanabilmektedir.17 Dolayısıyla anarşizmin bu klasik metinlerinin baştan aşağı yeniden okunması, metinlerin kenarında köşesinde kalmış ve üzerinden geçilmiş pek çok nüansın düşünce tarihindeki çeşitli özgürlükçü eğilimlerle bağlantılarının ve karşılıklı etkileşimlerinin ortaya çıkarılması açısından büyük önem taşımaktadır.
II.
Yukarıda adı geçen liberter muhalif figürlerde değişik biçimlerde ortaya çıkan ve kökenini modernitenin ve Aydınlanmanın değer ve kavramlarının açık ya da örtük biçimde benimsenmesinde görebileceğimiz Avrupamerkezcilik ve evrenselciliğe anarşizm üzerine yapılan akademik çalışmaların büyük çoğunluğunda rastlanılmaktadır. Buna örnek olarak George Woodcock'ın "Anarşizm: Bir Düşünce ve Hareketin Tarihi" isimli eserini gösterebiliriz.18 Çalışmasında VVoodcock anarşizmin teorik boyutunu ayrıntılı biçimde serimlerken aynı özeni pratik yönüne göstermemiş, dahası anarşist projelerin toplumsal yaşamda en geniş ölçekte gerçekleştiği radikal bir toplumsal dönüşüm deneyimi olan İspanya Savaşı'ndaki anarşist hareketin rütbesini asla istemeyen "doğal" önderi ve komutanı Durruti'yle yoldaşı Ascaso'yu işi "kan davasına döktüklerini" iddia ederek anarşistlikten neredeyse men etmeye varacak kadar ileri gitmiştir. Bununla birlikte Güney Amerika, Çin ve Japonya gibi Avrupa dışı coğrafyalarda geniş taraftar bulan ve bundan da önemlisi kimi özgün örgütlenme ve mücadele deneyimleri sergileyen liberter hareketlerden çok az bahsedilmesi, Woodcock'ın neyi anarşizm olarak sahici bulduğu hususundaki katılığı ve eğilimleri hakkında bize yeterli ipucu sağlar görünmektedir. Woodcock'ın eserinin ya da anarşizmi tarihsel boyutuyla inceleyen pek çok çalışmanın esas sorunu çeşitli coğrafyalarda vuku bulan liberter pratiklerin hepsini layıkıyla ele almamaları değil19, bu pratiklerin anarşizmin "kurucu babaları" olarak lanse edilen Bakunin ve Kropotkin gibi figürlerin düşüncelerinin ve önerilerinin doktriner biçimde uygulanmasından ibaret olduğu yönünde bir fiilime sahip olmalarıdır. Oysa liberter pratikler klasik anarşist teori(ler)den ilham almak ve on(lar)a göndermede bulunmakla beraber kendi özgüllük ve tekilliklerinde şekillenmişler, cereyan ettikleri toplumsal koşulların çok yönlü ve katmanlı belirlenimiyle değişmişler ve çeşitlenmişlerdir. Dahası, teori-pratik ayrımı ve teorinin pratik karşısındaki önceliği de Batı düşünce geleneğinin kökenleri Sokratik düşünceye kadar götürülebilecek bir karakteristiğidir; sadece liberter teorilerin değil, teorinin kendisinin de tespit edilmesi imkânsız çok çeşitli pratik belirlenimlerin olumsal bir ürünü olduğunun teslim edilmesiyle beraber teori-pratik ikiliğinin yapısökümcü bir haareketle pratiğe öncelik verilerek bertaraf edilmesi, her yerden ve herkesçe üretilen bir teori imkânı doğurarak evrenselci olmayan bir evrenselliğe kimi geçitler açabilir.
Anarşizmin pratik ve maddi yönüne vurgu yaparak Spinoza, Proudhon ve Deleuze'ü birlikte okuyan Fransız liberter akademisyen Daniel Colson, liberter düşünce ve hareket tarihini farkların yinelenmesinin yarattığı tekilliklerin süreksizliği üzerinden liberter düşünceye kaynaklık etmiş ve onu beslemiş Batı dışı geleneklere de değinerek ele aldığı Üç Anarşist Felsefe Denemesi isimli kitabına yazdığı liberter düşünce ve hareket tarihinin süreksizliklerinin liberter pratiği kesintiye uğratmak yerine artırdığını ve çoğalttığını ileri sürdüğü Anarşizm ve Tarihin Süreksizlikleri başlıklı giriş bölümünde, anarşinin onu düşleyenlerin kafasında yaşattıkları mükemmel ama aynı zamanda tüm mükemmel şeyler gibi kendisine yaklaşıldıkça bizden uzaklaşan gerçekleştirilmesi imkânsız bir ideal olmaktan çok gündelik yaşantımızda hemen şimdi gerçekleştirilebilecek bir olay, bir yaşam biçimi ve varlıklar arasındaki bir ilişki olduğunu belirtmektedir.20 Gene aynı bölümde Colson 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında Brezilya'da birbirine yakın sayılabilecek iki kent olan Sao Paulo ve Rio de Janerio'daki liberter işçilerden Sao Paulo'dakilerin Malatesta'nın liberter komünist örgütlenmelerinden esinlenirken Rio'dakilerin Nietzsche'ci ve Stirner'ci bireycilikten beslendiğini ama bu bireyciliğin sendikalar kurmalarına, karşılıklı yardımlaşma komiteleri oluşturmalarına ve insanların içindeki yıkıcı ve özgürleştirici güçleri serbest bırakacak üstinsanlar olarak kendilerini tanımlamalarına engel olmadığını aktarmaktadır. O halde anarşizm, belirli metinlerin çevresinde asgari ve azami programların belirlenerek uygulanmaya konulduğu doktriner bir teoriden ziyade her gün bozulup yeniden oluşan ve çok çeşitli pratik belirlenimlerle hayatın içinden sürekli yeniden üretilen bir teori anlayışını benimsemektedir. Bu teori anlayışı ise kendini evrensel şablonların bölgesel koşullara uyarlanarak "yerelleştirilmesi" üzerinden değil, buradaki yaşamın ve buradaki somut pratiğin insanlığın ortak içkin kültürüyle birbirini karşılıklı etkileyerek yeni mücadele ve direniş imkânlarını sürekli canlı tutmaya yönelir.
Batı dışındaki coğrafyaları özellikle de Asya ve Afrika'yı liberter hareketlerden ve deneyimlerden yoksun yerler olarak gören Avrupamerkezci anarşist tarih anlayışının en önemli eleştirilerinden biri Jason Adams'ın Batı Dışı Anarşizmler: Küresel Bağlamı Yeniden Düşünmek isimli broşürüdür.21 Adams'ın broşürünün sorunsalı isabetli olsa ve özellikle de Çin, Japonya, Hindistan ve Güney Afrika'daki tarih dışına itilmiş liberter pratikleri tekrar ortaya çıkarsa da22, bu pratikleri değerlendirmesi ve konumlandırması kimi sorunlar barındırmaktadır. Adams'ın tavrı genel olarak Avrupamerkezciliği tersine çevirerek öncelikli konuma Batı dışı anarşizmleri yerleştirmek etrafında şekillenmiştir. Bunu yapmasının altındaki saik ise Avrupamerkezci anlayışın sahici liberter olanaklardan mahrum bıraktığı coğrafyalara bu sahicilik kriterleri üzerinden liberter bir "meşruiyet" kazandırmak olarak görülebilir. Adams'ın kabile topluluklarında "anarşizan" taraflar bulmadaki gösterdiği aşırı iyi niyet, bu topluluklarda geleneksel olarak işleyen pek çok tahakküm mekanizmasının (kadınlara uygulanan bedensel baskı, kabileler arası savaşlar, gerontokrasi...) gözden kaçmasına neden olabilir. Dahası, pek çok pre-kapitalist ve pre-modern toplumsal formasyon karar alma mekanizmaları ve mülkiyet tarzlarıyla modern iktidar türlerinin dışına çıkarlar; Afrika'daki kabile topluluklarının dünyanın herhangi bir yerindeki ilkel kabilelerden liberter bir tavır sergileme hususundaki farkları bu yüzden daha da ayrıntılandırmayı ve temellendirilmeyi beklemektedir. Adams'ın Avrupamerkezci anlayışın söylem sahası üzerinde hareket ettiği başka bir yer de Batı dışı anarşizmlere kazandırmaya çalıştığı öncelikli konumdur. Daha I. Enternasyonal tartışmaları sırasında Bakunin'in Rus, taraftarlarının ise Güney Avrupalı işçiler ve Marx'ın Alman, taraftarlarının ise Kuzey Avrupa'lı işçiler olması üzerinden Doğu ve Güney sosyalizminin anarşizm, Batı ve Kuzey sosyalizminin ise Marksizm olarak adlandırılmasının yanı sıra Pan-Slavizmin Pan-Germenizm'den daha özgürlükçü olduğunun iddia edilmesi, olguların Adams'ın tezine ve Batı dışı anarşizme kazandırmak istediği öncelikli konuma uygun olarak yorumlandığı bir durum ortaya çıkarmaktadır. Kaldı ki Batı dışı anarşizmler teorik referans noktası olarak "Batı anarşizmi" ya da "klasik anarşizm" olarak bir nevi mahkûm edilen düşünceyi referans almaktadır ve Adams'ın Japonya örneğinde verdiği uyarlamalar yerel uyarlamalardan çok bölgesel uyarlamalar olarak değerlendirilebilir; buna bir de Batı dışındaki anarşist ve liberter pratiklerin tamamına yakınının Avrupa'dan göç etmiş anarşist işçilerin yerel halkı liberter bir perspektifle örgütleme çabalarından23 doğduğu eklenirse, "Doğu ve Güney Kuzey ve Batı'dan daha anarşisttir" gibi bir öncelik çabası anlamını yitirmektedir zira böyle bir öncelik kurulacaksa Batı kronolojik olarak daha önceliklidir.
Adams'ın Batı dışındaki anarşist örgütlülüğü demografik verilerle duyurma çabası ve aktarma tarzı, bu örgütlülüğün Avrupa'daki işçi mücadelesi ve örgütlülüğünün gene Avrupalı göçmenler üzerinden Batı dışı coğrafyalara taşındığı "temsilleri" görüntüsünü vermektedir. Anarşizmin Marksizm'den Bolşevik Devrimi öncesinde pek çok yerde daha fazla taraftar bulduğunun neredeyse yüceltilmesi ve "anarşizmin ideolojik hegemonyasının" kutlanması ise onu Marksizm ya da kitle perspektifli siyaset biçimleriyle aynı sahada yer alan rakip bir düşünceye indirgemekte ve reel politik alana sıkıştırmaktadır. Batı dışı anarşizmin Batı anarşizmi üzerindeki, anarşizmin de Marksizm üzerindeki hegemonyası üzerinden Avrupamerkezciliğe karşı çıkılması, Avrupamerkezciliğin üzerine inşa olunduğu kavramlarla Batı dışının sahiciliğinin meşrulaştırılmasına yol açmakta ve Avrupamerkezciliği tersine çevirerek yeniden üretmektedir. Sorun orada olan bitenin burada da olabileceğini kanıtlamak, dahası yerliciliği abartarak "Anarko-Maocu" denilebilecek denli üçüncü dünyacı bir tavırla oryantalizmi tersine çevirmek değil, burada olan bitenle orada olanın farklılıklarının "tuhaf birliğini"24 kurmaya çabalamak olmalıdır.
III.
Anarşiyi, kâğıt üzerindeki bir otorite reddiyesi ve özgür toplum tahayyülünden ibaret görmek yerine, gündelik yaşamın içinde, insan ilişkilerinde, farklı bağlamlarda, farklı biçimlerde ve yoğunluklarda ortaya çıkan, birbiriyle kesişen ve çeşitlenen tahakküm biçimlerine karşı direnmekte ve onları reddetmekte aramaya başladığımız zaman, adı anarşi olmasa da önünde liberter sıfatı bulunmasa da, bu direniş ve reddiyelerin barındırdığı anarşist içerimler idrak edilebilecek ve taşıdığı imkânlar gökler üzerindeki özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ideallerinden yanı başımıza iniverecektir. Artık Proudhon'cu üretim araçları üzerindeki kullanım mülkiyetini mi yoksa Bakunin'ci kolektif mülkiyeti mi benimseyeceğimizi tartışmayı bırakıp ya da bundan 71 sene önce olan biten ve bugünlere coşkulu olmakla birlikte hüzünlü bir hatıra bırakan İspanya deneyimi karşısında hasret gözyaşları dökmekten vazgeçip bugünümüzü, burada ve hemen şimdi nasıl dönüştüreceğimizden bahsedebiliriz. Fakat buradaki tahakküme karşı direniş olanaklarını değerlendirirken de temkinli olunmalı, herhangi bir tahakküm biçimine karşı geliştirilen her direnişin zorunlu olarak liberter saiklere sahip olmayabileceği ve karşı çıktığı tahakkümden çok daha korkuncunu uygulayabileceği (hatta öngörebileceği) unutulmamalıdır.
Bulunduğumuz coğrafyada değişen siyasal iktidar biçiminin yarattığı sarsıntılar, yeni kurulan iktidara karşı irili ufaklı çok sayıda karşı çıkışı da doğurmuştur. Bu karşı çıkışlar, Batı modernitesini hedefleyen ve bu uğurda en acımasız yöntemlerle gerçekleştirilecek toplum mühendisliği uygulamalarından çekinmeyen siyasi elitin homojen bir toplum oluşturma projesini yavaşlatsa ve sekteye uğratsa da, altlarında yatan siyasi ve ahlaki güdüler farklı biçimde ve farklı yoğunluktaki bir tahakküm mekanizmasından yana tavır takındığından dolayı sunduğu liberter olanaklara kuşkuyla bakılmalıdır. Örneğin, Marksist cephede kendilerini Troçkistlerin özgürlükçü olarak ifade etmesi Troçki'nin iktidar olamamasından ileri gelen bir tavırdır. Stalin yerine Sovyet makinesinin başına geçen Troçki olsaydı en az Stalin kadar yoğun bir tahakküm mekanizması kuracağını, Kızıl Ordu'ya Kronstadt Denizcileri'ne saldırma emrini verenin Troçki olduğuna bakarak rahatlıkla söyleyebiliriz. Hâkim elitin toplumsal projesine çeşitli boyutlar ve farklı cephelerden direnen unsurların yıkıcı ve kurucu tarafları bulunduğu, yıkıcı taraflarının olumlanırken kurucu taraflarının eleştirilmesi ve reddedilmesi gibi bir tavır önerebilinecekse de bu yıkıcılığın doğurduğu olanakların özgürlükçü olarak değerlendirilmesi bir hayli zor görünmektedir.
Günümüzde en yoğun direniş pratiğinin yaşandığı coğrafya olan Irak'ta işgalci güçlere karşı mücadele veren çok çeşitli unsurların örgütlenme sicimlerinin ve belirli bir siyasal iradeye bağlı olarak eylememelerinin liberter olanaklar doğurduğuna dair görüşler de bulunmaktadır. Irak'taki direniş hareketinin homojen olmayan apışı ve ağ şeklinde örgütlenmek, geçici ve geçirgen birliktelikler üzerinden hareket etmek gibi her liberteri heyecanlandıracak bir mücadele pratiği sergilemesinin arkasında yatan nedenler ise aynı heyecanın hızla kaybolmasına yetmektedir. Irak'taki direniş hareketlerinin belirlenmesi son derece güç ve manipülasyona açık bir güç ilişkileri ve reel politik çıkarlar yumağında kendilerini var etmeye çalışması, kimin gerçekten direnişçi kiminse farklı güç odaklarının birbirlerine karşı kullandığı piyonlar olduğunun belirlenmesini zorlaştırmaktadır. Kaldı ki, amaçları, egemenlerin küresel operasyonel gücü gibi hareket eden ABD ve İsrail askeri birliklerine karşı gerçekten direnmek olan unsurlar da bu karmaşık ve hiç de "temiz" olmayan güç odaklarının piyonları konumuna gelebilmektedir. Irak'taki hareketlerin liberterleri heyecanlandıran taktikleri benimsemesinin nedeniyse, bu taktiklerin özellikle de Irak'taki durumda üst düzeyde etkililik sağlamasıdır. Bu durum belirtilen taktiklerin gündelik yaşamın örgütlenmesinden ziyade askeri anlamda benimsenmekle kalmasıyla daha da iyi açığa çıkmaktadır. Bunun başka bir örneği de küresel güç ilişkilerinin merkezi ve gene hiç de "temiz" olmayan bir aktörü olan terörist örgüt el-Kaide'nin de ağ tipi örgütlenmeyi benimsemesidir. Irak'taki tüm grupların el-Kaide'yle benzer yönelimlere sahip olduklarını savunmamakla birlikte, bu grupların aidiyetlerini gündelik pratik ve ihtiyaçlara göre yeniden tanımlamasının nedeninin tahakküme (en azından bir biçimine) karşı ortak ve daha etkili bir mücadele verilmesinin yanı sıra ondan daha da ağırlıklı olarak reel politik güç ilişkileri ve çok çeşitli çıkar hesapları olduğu herhangi bir kaynaktan edinilebilecek Irak haberleri'ne göz atıldığında kolaylıkla görülebilir. Her ne kadar iletişim araçlarının geldiği nokta dünyanın herhangi bir yerinden çok kısa bir süre içerisinde enformasyon alımını olanaklı kıldıysa da, alınan enformasyonun manipülasyondan ağımsız olmaması ve bu manipülasyonu yapanın da genellikle enformasyonun kaynağı olması, kuşkucu ve temkinli tavrın gerekliliğini sürekli koruduğunu göstermektedir.
Böyle mücadelelerin25 siyasi ve etik olarak liberter bir bilinçten yoksun olduklarında evrildikleri durum, başta gerek örgütlenme biçimleri gerekse de direniş pratiği olarak arasında liberter özyönetim anlayışıyla önem paralellikler bulunan I. İntifada'nın günümüzdeki halinde, özellikle de Hamas ve el-Fetih arasındaki gerginlikte acı bir biçimde görülebilir. Demek ki. çok çeşitli direniş pratiklerindeki liberter potansiyelin açığa çıkması ve çoğalması, bu pratiklerin, pratik ihtiyaçlardan şekillenen liberter bir teoriyle güçlendirilmesi ve temellendirilmesini gerekli kılmaktadır. Burada önemli olan nokta, Filistinlilerin ya da direniş pratiği sergileyen herhangi bîr topluluğun mücadelesini temellendireceği siyasi ve etik bilincin başkalarınca değil gene kendileri tarafından oluşturulmasıdır. Bu bilincin kendisini dayandırdığı kavramlar da faillerin pratik ihtiyaçtan ve taktiksel yönelimleri doğrultusunda bulundukları yerden yola çıkarak üretilmelidir. Böylelikle hali hazırdaki direniş mücadelelerinden anarşizan yönler çıkarmak için zorlanacağımıza, kendi gündelik yaşantılarımızda, hemen yanı başımızdaki radikal direniş, değişim ve dönüşüm imkânlarını zorlayabilir ve yaratabiliriz.
"Rizomatik", "hiyerarşik olmayan", "özyönetim", "anarşizm" vb. bir dizi kavaran çıkış yeri "orası" olsa da, "herhangi bir icadın bir kişiye ya da halka ait olmadığını, tüm insanlığım tüm üretim faaliyetinin ortak mirası oluğunu" belirten Kropotkin'in sözleri, buna insan haricindeki canlı ve cansız doğanın da hakkını ekleyerek hatırlandığında, bu kavramların ve anlayışların her yerden üretildiği ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla bizler de yatay örgütlenme pratiklerimizi ve gündelik hayatı değiştirme ve dönüştürmeye yönelik eylemlerimizi buradan yola çıkarak ürettiğimiz yatayhk doğrudan eylem, gündelik hayat vb. kavramlarıyla düşünmeliyiz. Aydınlanmanın büyük ve aşkınsal (Ö)zgürlük'ü yerine kendi minör özgürlüklerimizi ve direniş ile mücadele pratiklerimizi yaratmak ve yeniden yaratmak için bu pratiklere altyapı ve arkaplan teşkil edecek liberter bir siyaset ve etiğin de dünyanın başka yerlerindeki özgürlük mücadeleleri ve deneyimlerle "sahicilik" hususunda kıyaslanma kaygısı taşımadan buradan yola çıkarak oluşturulması gerekiyor. Aralarında kalın çizgiler bulunmaması gereken ve siyasi bir etik oluştururken ahlaki bir siyaset düşünen, sanat ve diğer kültürel alanlara da geçişler oluşturan böylesi bir siyaset ve etiğin gündelik yaşam pratiklerine, yaşamın akış ve oluşuna mesafe koymadan gerçekleştirilecek teorizasyonu, yaşamı üzerinde erk sahibi olabilmenin sorumluluğunu teşkil etmektedir.
DİPNOTLAR
1 Bülent Usta, "Asayiş Değil Nümayiş Berkemal", Siyahı*dergisi, 2.sayı, Ocak-Şubat 2005. ; Aragorn, "Toward a non European anarchism or why a movement is the iast thing that people of color need", http://www.geocities.com/ringfingers/noneuropean.htm. JSamir Amin, Avrupa Merkezcilik: Bir İdeolojinin Eleştirisi, Ayrıntı Yayınları, çev: Mehmet Sert, 1991, İstanbul.
4 Avrupamerkezci anlayışı eleştiren post-koionyal çalışmaların Türkçe'deki listesi de bir hayli uzundur ama tarihyazımt hakkında yeni çıkan bir çalışma için bkz. Ranajrt Guha, Dünya Tarihinin Sınırında Tarih, Metis Yayınlan, çev: Erkal Ünal. 2006, İstanbul.
5 Burada Avrupa'yı da ileride modemite ve Aydınlanma hususlarında değineceğimiz üzere kendi içerisinde homojen bir bütünlük olarak değerlendirip demonize etme ya da tümden reddetme gibi bir tavır birçok sorun barındırmaktadır. Tek bir Avrupa bulunmadığı gibi Avrupa'nın da son derece kabarık bir "kaybedenler" listesi bulunmaktadır ve Avrupamerkezcilik'in pek çok yönünün kimi Avrupalılar için de geçerli olduğuna, dahası Avrupa ve Batı olumsuzlaması üzerinden kendisini ifade eden ve "Üçüncü Dünyacılık" olarak isimlendirilen anlayışın da Avrupa merkezci ligi pek çok yönden yeniden ürettiğine dikkat edilmesi gerekir. Bahsedilen Avrupa, Avrupa'nın "kazananlarının olabildiğince homojen bir toplamıdır ve ifade kolaylığı sağlaması bakımından bu isim altında kavramlaştınimıştır.
6 Burada bölgesel derken merkez-periferi ekseninde merkezden farklılığıyla değerlendirilen periferi kast edilirken, yerelden ise o yerin özgüllüğü ve tekilliğiyle beraber hareket edilmesi anlaşılmalıdır.
' "Batı düşüncesi" de yukarıda açıklanan biçimde Batı'daki belirli bir düşünce biçimine işaret etmek üzere kullanılmıştır.
8 Murray Bookchin, Kentsiz Kentleşme Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü, Ayrıntı Yayınlan,çev: Burak Özyalçtn, 1999, istanbul.
9Murray Bookchin, Toplumsal Anarşizm mi Yaşam Tarzı Anarşizm mi?. Kaos Yayınları, çev:
Deniz Aytaş, Gökhan Aksay, 1998, İstanbul.
10Zerzan'ın benim de yararlandığım başka bir eleştirisi için bkz. Kürşad Kızıltuğ, "Zerzan'a bir bakış", Siyahı"dergisi, 2. sayı, Ocak-Şubat 2005.
" Klasik anarşizm olarak adlandırılan 19. yüzyıl anarşizminin şekillendiği toplumsal koşullara baktığımızda anarşistlerin cinsiyet ve ekoloji alanlarında sessiz kalmaları hatta Proudhon'un kadınlar üzerine görüşlerinde görüldüğü gibi otoriter bir tavır sergilemeleri bir nebze anlaşılabilecekken 20. yüzyılın ikinci yarısında yaşayan ve çok farklı muhalefet pratiklerine tanıklık eden, hatta uygarlık karşıtı konumunu bu farklı pratiklerin sadece biri üzerinden kuran Zerzan'a aynı hoşgörüyle yaklaşmak pek mümkün görünmemektedir.
12 Dünya üzerinde baskıcı uygulamalara ve zulme karşı hak arama mücadelesinde önemli kazanımlar edinmiş ve özellikle Türkiye de işkenceye karşı etkili bir mücadele göstermiş olan İnsan Haklan aktivistlerinin üzerin' çizmek elbette mümkün değil, "teorik olarak" vurgusu İnsan Hakları'nın bahsedilen eğrimlerine dikkat çekmek için kullanılmıştır, İnsan Haklan teorisini eleştirmek onun sağladığı pratik direniş ve mücadele olanaklarını reddetmeyi zorunlu kılmamaktadır.
13 "Endüstriyel kapitalizmin, önceden kestirilmemiş bu yeni adaletsiz sistemin gelişmesiyle birlikte, Aydınlanma'nın radikal hümanist mesajının ve yolundan saptırılarak ortaya çıkan toplumsal düzenin destekçisi bir ideoloji haline dönüştürülen klasik liberal ideallerin koruyuculuğu ve geliştirilmesi, liberter sosyalizm tarafindan üstlenilmiştir" Noam Chomsky, "Anarşizm Üzerine Notlar", Daniel Guerin, Anarchism :From theory to practice'in sunuşu, Monthly ReviewPres, 1970.
'Tom Lane, "Noam Chomsky ile Anarşizm Üzerine", çev. Anarşist Bakış, http://uk.geocities.com/anarsistbakis/makaleler/chomsky-questions.html ,5NoamChomsky, "Marksist kuram ve entelektüel sahtekârlık", çev. Çeviren: Duygu Çavdar, Lütfiye Örge http://www.zmag.org/turkey/mcmk.htm
ıeAydınlanma ve Modernite'yi eleştirirken bunların tek boyutlu ve homojen süreçler olarak ele alınarak "Büyük Şeytan" ilan edilip demonize edilmeleri, bu süreçlerin içerimlediği düşünce tarihindeki kırılmaların ve kendi içerisindeki heterojen yapının ve daha kurulma aşamasındayken Aydınlanma ya da Modemite'nin ana karakteristikleri olarak tanımlanan anlayışlara karşı eğilimlerin bulunduğunun (örn.Spinoza) gözden kaçmasına neden olacaktır. Burada Chomsky ya da Bookchin'in Aydınlanma ya da Modernite taraftarlığının eleştirilmesi, söz konusu kavramların tahakkümcü ve aşkınsal yönleri düşünülerek eleştirilmiştir, bu konum Aydınlanma ve Modernitenin toptan reddini göstermemektedir ve dahası böyle bir şeyin mümkün olduğu da düşünülmemektedir; modernitenin çok boyutlu süreci ve çeşitli modernite eleştirilerinin değerlendirilmesi için bkz. Tülin Bumin. Tartışılan Modernlik: Descartes ve Spinoza, YKY, 3. baskı, 2005, istanbul
17 Daniel Colson, "Spinoza'yı Anarşist Anlayışla Okumak", Siyahı"dergisi, 3.sayı, Mart-Nisan 2005. Todd May ve Saul Newman'ın düşüncelerinde Avrupamerkezci ve evrensele! eğilimlerin kendisini gösterdiğinin öne sürüldüğü bir çalışma için bknz. Süreyyya Evren'in "Postanarchism and the Third VVorld," başlıklı sunumu, 56.Poiitical Studies Association Annual Conference, 4-6 Nisan 2006, Reading. Ayrıca teorinin pratik karşısındaki önceliğinin anarşist tarih yazımı üzerindeki negatif etkilerinin de bir eleştirisi bu Avrupamerkezcilik eleştirisiyle burada bağdaştırmaktadır, internet erişimi: httpV/www.psa.ac.uk/)ournals/pdf/5/2006/Evren.pdf
sGeorge VVoodcock, Anarşizm: Bir Düşünce ve Hareketin Tarihi, Kaos Yayınları, çev: Alev Türker, 1998, İstanbul.
19 VVoodcock eserinin 441. sayfasında "Genel bir tarihte her liberter hareketi layık olduğu şekilde ele alamayız..." cümlesini kullansa da en az İtalya ya da Fransa kadar zengin bir liberter pratikler toplamı sunduğu hakkında elimizde yeterli veri olan Örneğin Güney Amerika anarşizminin periferiye itilmesi eleştirdiğimiz eğilimin VVoodcock'ta kimi yönleriyle ortaya çıktığını gösterir.
20 Daniel Colson, Trois essais de philosophie anarehiste, Editions Leo Scheer, 2004.
22 Adams'ın metni özellikle Türkiye'de anarşizmin görece yeni haberdar olunan bir düşünce olması ve kitleselleşmemesi üzerinden tarihsel olarak sosyalizm ve Marksizmden daima daha az taraftar bulduğuna yönelik yanlış kanıyı yıkması ve anarşizmi geniş ölçekteki toplumsal mücadeleler tarihindeki haklı yerine oturtması bakımından önemli olsa da, Avrupamerkezci eğilime karşı Batı dışından üretilen liberter gelenek(ler) olarak bu mücadeleleri değerlendirmesi belirli açılardan hatalıdır.
" Bu örgütlenme çalışmalarının Avrupalı göçmenlerin kadro, yerel halkın bilinçsiz kitle olarak tanımlanabileceği ve kadronun kitleye bilinç taşıyarak ona önderlik ettiği Leninist yönelimli bir eksenden yürüdüğünü iddia etmiyoruz.
21 Deleuze ve Guattari Bin Yayla' da anarşiyi "çokluktan başka bir şey olmayan tuhaf birlik" olarak adlandırmaktadır.
25As+ında I.İntifada ile Irak'taki direniş mücadeleleri arasında coğrafyaları ve düşmanları (ki Irak'ta değişik grupların işgalcilere olduğu kadar -hatta daha da fazla olarak - birbirlerine düşman olduğunu söyleyebiliriz) haricinde çok da bir paralellik görünmemektedir.