Ocak 2009
PzrPztSaÇaPeCuCts
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031
Son Fotoğraflar
huzur isyandadır..
can sıkıntısı karşı-devrimcidir..
devlet, kendi şiddetine hukuk bireyinki
milliyetçilik, farklılıkları okunmaz kılar..
"Otorite, ruhun, doğumla ölmüm arasında maruz kaldığı en zarar verici travmadır" Tom Robbins
Marcos kimdir?
kapitalizm öldürür!
"dans edemediğim devrim, devrim değildir" Emma Goldman
“Bütün devrimleri yozlaştıran darağaçları ve giyotindir” Mikhael Bakunin
"Ey türk gençliği! birinci vazifen, vazifeleri dinlememektir"
beton dökülmüş yalnızlık duvarına çağrılı / karanlığın sessiz işçileri / kalın kabuk bağlamış mutsuzluklar içine gizlenen mutluluğu çıkartmaya..
Kapıdaki Umut: Kewe..
"modern dünya üstü açık bir hapishanedir"
"ne vakit bir yaşamak düşünsem bu kurtlar sofrasında belki zor ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden ne vakit bir yaşamak düşünsem"...
"lî çiyayê bênavokê kezîzera kurd"...
alanlara çok bilenmiş yüreğim alanlara / vursun isyanın bacısı olan kanım karanlığa / vurulsun kösleri şu gâvur sevdamızın / zülküf de vursun / yüzüne ay kırıkları çarpıp uyansın sevdiğim.
Her emir özgürlüğün suratında patlayan bir tokattır! ( Bakunin)
"İşte biz, tüm zamanların ölüleri, yeniden ölüyoruz; ancak, bu kez yaşamak uğruna." MARCOS
"Günümüzün dünyası, güzellikleri korkunçlukları ile hiç olmadığı kadar büyük bir işkence bahçesidir" Michel Delon
"Her sözcük sessizlik ve hiçliğin üzerine düşürülmüş bir lekedir." Bertold Breht
 "iktidarın olduğu yerde direniş vardır" (Foucault)
Gilles Deleuze
"insanlar ışığın çevresinde toplaşırlar, daha iyi görmek için değil, daha iyi parıldamak için" NİETZSCHE
 "Gerçekçi Ol İmkansızı İste"   Ernesto CHE Guevara
"ya sosyalizm yada barbarlık" Rosa Luxemburg..
"isyan, insanın yaşadığına dair en büyük belirtidir. yaşama kattığı değerlerin kaynak noktasıdır."
Mülkiyet hırsızlıktır!  (Proudhon)
Errico Malatesta
Pisi Pisi gel..
Cigara
tel örgünün ardında
Ana Sayfa > Röportaj > İnan Keser ile Söyleşi..
İnan Keser ile Söyleşi..
neçayev gönderdi. | 21 Ocak 2008
İnan Keser ile Söyleşi..

 Siyahi Dergisi (sayı:3)

 

Kürşad Kızıltuğ: Liberter Teori adlı kitabınız 2003 yılında yayımlandı, kitaba nasıl tepkiler aldın, neler söylemek istersin?

 

İnan Keser: Kitap 2003 yılında yayınlanmasına rağmen, birkaç cılız geri bildirim dışında pek de bir ses duyulmadı. Hatta bu konuda yayıncı sürekli kötü espriler yapıyor. Çok acık biçimde okuyucudan bir geri dönüş almadım karşılaştığım birkaç kişi çok kompakt bir metin olduğunu, klasik anarşizmle ilgili iyi bir giriş metni olduğunu söylüyorlar. Ama bundan daha fazlasına da rastlamadım. Bunun dışında birkaç tebrik de geldi.

 

Kürşad Kızıltuğ: Peki 90ların ortalarından bu yana Türkiye'de anarşizme yönelik ilgiyi nasıl görüyorsun?

 

İnan Keser: Temel olarak 1992'den sonra, Sovyetler Birliği'nin çöküşüyle başlayan süreçte birçok insan daha önceden benimsediği ideolojileri gözden geçirme ihtiyacı duydu. Bu gözden geçirme sürecinde anarşizm bir cankurtaran simidi görevi gördü. İnsanlar, aslında bu süreçte anarşizmin ne olduğu üzerinde çok fazla durmuyorlardı. Aynı şekilde şu da var; Doğu Bloku dışında Aglo-sakson dünyasındaki tartışmalardan 90 sonrasında daha çok haberdar olundu. Bu, Türkiye'deki entellektüet çevrelere, Batı'daki toplumsal mücadeleler içinde Marksist olmayan farktı damarların da olduğunu gösterdi. Örneğin daha çok İskoç aydınlanmasıyla başlayan liberal geleneğin önemi bu dönemde daha çok kavranmaya başlandı. Bu bizde pek bilinmezdi. Ama artık benim tanıdığım liberteryenler" de var Türkiye'de. Liberal Düşünce Topluluğu'ndan birisiyle konuşurken şunu söylemişti: Belçika'daki bir toplantıda, en iyi Marksizm eleştirisinin Bakunin tarafından yapıldığı ve bu nedenle göz ardı edilmemesi gerektiği söylenmiş. Birinci olarak solun kendi içindeki arayışlar, ikinci olarak bizim Batı'daki tartışmalardan haberdar olmamamız, ve üçüncüsü Türkiye'deki siyasi pratikler :inde de bir tıkanma farklı yönelişlerin nedeni olarak görülebilir. dikkat ederseniz sol kendi içinde demokrasiyi bir sorun olarak tartışmaya başlaması da hemen hemen aynı dönemde gerçekleşmeye başladı. Bu tartışmaların ana noktasını da aslında birey olarak bir siyasi hareket içinde ne derece özerk olabildikleri üzerine kurguluyorlardı. Bu 3 ana neden ekseninde, Türkiye'de anarşizmin yeniden keşfine tanık olundu. (Tabii bu arada Osmanlı'nın son döneminde örneğin Felsefe-i Ferd gibi cılız yönelimler de tabii gözden kaçırılmamalı). 1980 sonrasında da bir ilgi söz konusu. [Kara Dergisi gibi) Ama özellikle 1990larda bu ilgi gelişiyor. 1980 sonrasındaki anarşizme yöneliş, 80 darbesiyle solun yaşadığı yenilgiye bağlanıp kolayca mahkum edilebiliyordu sol cenahta. Ama 90 sonrasında solun kendi iç tartışmaları hararetlenmeye başlayınca, bir de bu ana gündem maddesini oluşturmaya başlayınca anarşizme yönelimler önceki dönemlerdeki kadar kolaylıkla mahkum edilememeye başladı.

 

Kürşad Kızıltuğ: Buna rağmen kitap neden yeterince ilgi görmedi?

 

İnan Keser: Bu kitabın yazılış amacı zaten daha önce bahsettiğim bu yönelimin sorunlu olduğunu göstermek üzerine kurgulanmıştı. Birincisi yayınlanan yayınevi az tanınan bir yayıneviydi. Kitap piyasasında kimi yayınevlerinin ciddi biçimde hakimiyeti söz konusu. İmge, Öteki ve Ayrıntı gibi büyükler var. Ardından Kaos geliyor, ciddi bir yayınevi bence. Ama bu saydığım büyük yayınevlerinin kitapları vitrinlerde daha rahat yer buluyor. Anarşizmle ilgili kitap arayan önce bu yayınevlerine bakıyor. Bu noktada dağıtım büyük bir prob­lem olarak öne çıkıyor. İstanbul'dan bir grup bana kitabı fotokopiyle dağıttıklarını söylediler. Kızıp kızmadığımı sordular, benim için bir problem yok yayınevi kızabilir dedim. Anarşistler az okuyan bir grup gibi duruyor. Biraz da interneti fazla kullanan bir grup. Anarşizmle ilgili metinleri internetten rahat bulup okuyabiliyorlar.

 

Kürşad Kızıltuğ: ...ya da forumlarda ve email gruplarında tartışmalar yapabiliyorlar...

 

İnan Keser: Anarşizmin Türkiye'de bilgi kaynakları internet üzerinden işliyor gibi. Forumlara katılıp, internetten makaleler alıp okuyabiliyorlar. Klasik soldan farklı olarak sanat ortamda bilgi ve görgülerini arttırıyorlar. Temel olarak bilgi kaynaklarının farklı olması, anarşistlerin aslında Türkiye'de sanıldığı kadar sol gelenek­le bir bağlarının olmadığının da işareti bence. Anarşist eğilimlerin, farklı kanallar kullanarak gelişmesi, anarşist­lerin tarz olarak da sol gelenekle pek bir bağı olmadığını gösteriyor. Örneğin geçmişte, yeni bir sol akım ortaya çıktığında dergi ya da yayınevi üzerinden ilişki kurardı. Anarşistlerde bunu pek görmüyoruz. Birkaç istisna dışında. Bu nedenle kitabın satışının çok fazla olmaması çok da enteresan bir durum değil. Beklenen bir şey zaten. Mesela Peter Marshall'ın kitabı ayrı bir kulvarda. Sunumu da çok farklı, kitabın ismi İngilizce'den farklı olarak değiştirildi. Tamamen satmak üzere kurgulanmış bir yayın çalışması. O kitapla ilgili bizim ciddi şüphelerimiz de söz konusu. Çevirisi anarşizmin tarifinden çok tahrifine yönelik. Bu nedenle benim çalışmamın o tarz kitaplarla karşılaştırmaması gerekli. Bu tür çeviriler tamamen satışa yöne­lik. Bir de benim kitabım bütün bir anarşizmi ele almıyor, Liberter sosyalistler diyebileceğimiz belirli bir ekolü ele alıyor. Okuyup anarşizmi tarihiyle öğreneyim diyen insanın pek ilgisini çekmiyor.

 

Kürşad Kızıltuğ: Anarşistlerin soldan farklı bir tarzda bilgilendiğini ve birbirleriyle ilişkilendiğini söyledin. Peki, anarşizmin Sol kavramı ile ilişkisine nasıl bakıyorsun?

 

İnan Keser: Anarşizmin sol içinde değerlendirilmesi benim için ciddi bir sıkıntı konusu. Özellikle Birinci Enternasyonal döneminde, 1860 (devrimci mayalanma döneminde) anarşizmin ifade tarzı sosyalizme meyilliydi. Bu, anarşist hareket içindeki insanları kendilerini sol içinde tanımlamaya itti bence. Birinci Enternasyonaldeki anarşistlerle Marksistlerin aynı çatı altında yer almaları anarşizmin siyasal yelpazede konumlanmasında da belirli sorunlara neden oldu. Çünkü anarşistler bu dönemde sürekli olarak kendilerini Marksistlere karşı konumlandırarak açıklamaya çalıştılar. Bu ise, anarşistlerin sol gelenek içinde değerlendirilmesine neden oldu ve anarşizmin insan temelli özgürlük projesinin daha az görünür olmasına yol açtı.

 

Kürşad Kızıltuğ: Bu durumda anarşizmin projesi ve problemi ile solunki arasında bir ayrım koyuyorsun, sana göre nedir bu fark? Biliyoruz ki birçok anarşist kendisini ve anarşizmi sol içerisinde tarif ediyor.

 

İnan Keser: Bence solun, Marksist solun projesiyle anarşist proje arasında irtibat kurmak oldukça zorlama bir çaba. Aralarında ilişki kurmaya yönelik bir çaba, ayrıştırmaya yönelik bir çabadan daha zor bence. Benim varmak istediğim nokta ise şu: Marksizmin ve anarşizmin reddettikleri şeyin ortak olması bunların ikisinin aynı ya da çok yakın düşünsel akımlar olduğuna işaret etmez. Bu çok indirgemeci bir yaklaşım. Sanayi devrimi sonrasında ortaya çıkan kapitalist düzeni bu iki akımın da eleştirmiş olması, bu ikisinin aynı olduğu (her ikisinin de sosyalist sol içinde yer aldığı) sonucunu doğurmamalı. Marksist gelenek daha çok devrim sonrası düzen problemiyle uğraşırken, anarşist gelenek daha çok insanın özgür­lüğü problemi üzerine yoğunlaşıyordu. Bu ise, insanlık tarihindeki temel ayrımlardan biri olan düzen ve özgürlük ayrımının güzel bir örneğiydi.

 

Kürşad Kızıltuğ: Bu durumda aslında ben anarşizmin Marksizme göre çok daha önceki bir dönemde -Godwin, Proudhon, gibi doğmakta olan kapitalizmin ve modern devletin eleştirisini formüle etmeye başladığını düşünüyorum. Zira anarşist yaklaşımın öncü­lerinden kabul edilen Godvvin veya anarşizmin siyasi olarak ilk ifadesini ortaya koyan Proudhon 1860larda serpilmeye başlayan Marksizmden çok daha önce tezlerini ortaya koyarak aslında Marx'ın da yararlandığı ve kullandığı düşünceler sağladı. Bu konuda ne söylemek istersin?

 

İnan Keser: Aslında anarşizmle Marksizm ayrımını çok fazla devlete bakışla ilişkilendirmemek gerekiyor bence. Kitabın ana yaklaşımı da, son bölümde anlatılmak istenen de buydu. Bence anarşist bakış, devlet sorunsalını merkeze taşımıyordu. Devlet, anarşist özgürlük probleminin doğal sonucu olarak gündeme geliyordu. Anarşistler özgürlüğü tartışırken devlet tartışmaları da gündeme geldi. Anarşizmin anlaşılmasını zorlaştıran nedenlerin başında bu geliyor. Birçok insan anarşist sıfatını kullanırken bunu devletin karşısında olmakla ilişkilendiriyor.

 

Kürşad Kızıltuğ: Ya da her durumda devletle ilişkilendirilmiş, devletin bir parçasına indirgenmiş iktidar aygıtları varsayımıyla...

 

İnan Keser: İktidar aygıtlarını ya da bunların ete kemiğe bürünmüş hali olan devleti sorgulayan her akımla dirsek teması içine girme zorunluluğunu doğuruyor. Bu çok da doğru değil bence. Çünkü yapısalcı perspektiften bakan Althusser devlet aygıtlarının ne kadar kötü olduğunu anlatırken, buna atıf yapmak ve bu atfı anarşizmle ilişkilendirerek kullanmak aslında metodolojik bir hata. Çünkü insan ile yapı arasındaki çelişki temel düşünsel bir ayrım kaynağı. Ve anarşistler, insanın ve bilinçli insan eyleminin, insanlık tarihinin temel belirleyicisi olduğunu savunurlarken, Marksizmin de içinde yer aldığı yapısalcı ekol, bilinçli insan eylem yerine, aşkın, ger­meyen bir yapının belirleyiciliğinden dem vurur. Dolayısıyla, yapısalcı perspektifte, insan, ikincilleştirilmekten öte yok sayılır. Birbirine tamamen zıt olan bu ki bakış açısı, sadece karşı oldukları devlet gibi bir varlık nedeniyle birbirine yakınlaştırılamaz.


Kürşad Kızıltuğ:
Sol dendiğinde akla daha çok büyük yapıları dönüştürmeye yönelik anlayışlar toplamı (devrimci, reformist, parlamentarist, ulusal kurtuluşçu, anti-emperyalist ya da sivil toplumcu, ve Marksist..) geliyor. Bu durumda anarşizmin Sol ile ilişkisini sorunlu gördüğüne göre anarşizmin önündeki problemi nasıl gördüğünü bir kez daha açar mısın?

 

İnan Keser: Bence anarşizm önüne problem olarak yapısal dönüşümün gereklerini yerine getirecek bir örgütlenme oluşturma ya da bu dönüşümü hızlandıracak yöntemler geliştirmeyi değil temel olarak insanın özgürlük alanının nasıl daha geniş kılınabileceği sorusunu koymakta. Bu yaklaşım, zorunlu olarak insanın öznel kanaat hakkının tartışılmaz olduğu fikrine gönderme yapmakta. Başka bir deyişle, insanın eylem sahasının genişlemesinin koşulları sorgulanmakta. Senin bahsettiğin büyük yapılar, insan özgürlüğünün ve insan eyleminin engelleyicisi olduğu için anarşistler tarafından sorgulanan yapılar. Anarşizm yapısal değişiklikler sonucunda kurulacak yeni düzenin reçetesini sunmak yerine, verili olanın sorunlu yönlerini çözümlemeye yönelik bir çaba. Ve bu çaba, marksistlerin de içinde yer aldığı yapısalcı ekolün zıddını teşkil etmekte. Zaten, anarşizmin önderlik gibi bir kavramı reddetmesinin temelinde de insan eyleminin büyük amaçlar doğrultusunda sınırlandırılmasını kabul etmemesi var. Bildiğin gibi, Marksist gelenekteki kurban törenleri, genellikle bu tarz bir mantıkla haklı çıkarılmıştır. Kamusal yarar gibi bir söylemle binlerce kişinin infazı gerçekleştirilebilmiştir. Böyle bir mantık ve pratik ile insan özgürlüğünün nasıl sağlanacağı problemini yapıtaşı haline getirmiş bir fikri hareketi bir ortak bir zeminde değerlendirmek temelden yanlış bir konumlandırmadır. Zaten Liberter Teori kitabının yazılış amacı da Türkiye'deki bu yanlış konumlandırmanın serimlenmesiydi. Anarşizmin, bir ruh haline indirgenmesi Türkiye'deki yaygın bir yanlıştır. Bu yanlış nedeniyle "isyankâr" ya da "devlet karşıtı" her eylem ve hareket kolaylıkla "anarşist" sıfatını alabilmekte ya da anarşizmin düşünsel öncülleri göz ardı edilerek anarşizm temelden farklı olduğu Marksist terminolojiyle anlaşılmaya çalışılmaktaydı. Bu, anarşistlerin de sıkça düştüğü entellektüel bir tuzak konumunda. Kendilerini sürekli olarak Marksistlerden farklı oldukları noktaları referans göstererek anlatmaya çalışmak, dolaysız bir biçimde anarşizm ile marksizm arasındaki zorlama ilişkiyi yeniden üreten bir mücadeleye dönüştü.

 

Kürşad Kızıltuğ: Peki bu durum anarşizmin anarşistler gözünde bir tür "marksistçe" anlaşılmasına ya da yorumlanmasına mı yol açtı.

 

İnan Keser: Anarşizmin "isyankârlık" noktasından ya da Marksizmle farklılığı noktasından tanımlanmaya çalışılması, Marksistlerin anarşistleri düşünsel farklılıkları nedeniyle değil, Marksistlerden eylemsel olarak farklılaşmış, daha açık ifadeyle "aklıevvel" yaramaz çocuklar olarak görmesine neden olmaktadır. Bir yanda entelektüeller, diğer yanda isyankâr çocuklar. Bu bakış aslında bilimin ve entellektüelizmin despotik yönünü de sergilemekte.

 

Kürşad Kızıltuğ: Bir yüksek lisans tezi olarak yazıldı Liberter Teori, ve benim yök tez tarama kılavuzundan araştırdığıma göre Türkiye üniversitelerinde yapılmış anarşist teori üzerine ilk tez çalışması. böyle bir konu seçmeyi nasıl düşündün, üniversite içinde sıkıntı yarattı mı, ve uygun bir tez danışmanı bulabildin mi?

 

İnan Keser: Akademide gerçekleştirilen tartışmalarda kullanılan birçok terim, yeni terimler, yeni sosyal durumları tartışırken üretilmiş terimler olarak sunulmasına rağmen, benim okumalarımda bu terimlerin birçoğunun temel anarşist argümanların susturulmasında kullanılan ve 1860–1920 gibi yakın bir dönemde bilinen terimler olduğu sonucu ortaya çıkıyordu. Bu bilgi, anarşizmin entelektüel ortamdan bilinçli bir biçimde dışlandığı hissini duymama neden oldu. Çünkü "devlet kapitalizmi", "sivil toplum örgütleri", "kamunun neliği", "öznenin dokunulmazlığı" gibi birçok terim anarşist külliyata gönderme yapılmadan 1980lerden sonra üretilmiş olan terimlermiş gibi sunulmaktaydı. Özellikle, post-modern yazının büyük bir kısmı anarşizmin tarihçesinde önemli yere sahip olan kavramların yeniden ele alınışı gibi görülebilir. Bu kayıtsızlık ve anarşizmin indirgemeci yaklaşımlarla tanımlanması beni bu tezi yapmaya sevk etti. Açıkçası, konuyu doğru biçimde ortaya koymam nedeniyle pek bir sıkıntı yaratmadı. Tez danışmanım da bu tartışmalara uzak bir insan olduğu için rahatça çalışma fırsatı buldum! Hatta bu fırsatı değerlendireyim dedim!

 

Kürşad Kızıltuğ: Yani daha açık bir şekilde soracak olursam, erken dönem anarşist yazının terimlerinin sonraki yılların sosyal bilimler söylemi içinde referans verilmeden kullanıldığı mı kastediyorsun?

 

İnan Keser: Evet. Örneğin, Tony Cliff'e atfedilen "devlet kapitalizmi" terimi Bakunin tarafından sıkça kullanılan bir terim olmasına rağmen Tony Cliff'in kitabı Sovyetler birliği'ndeki sistemin Marksist pencereden muhteşem bir eleştirisi diye sunulmakta. Bu örnekte de görüldüğü gibi, Marksist pratiğin Marksistlerce yapılan eleştirisinde anarşist argümanlar atıfsız bir biçimde kullanılmakta ve bu argü­manların keşfedicisi olarak entelektüeller birçok övgü almakta. Bu argümanların temel anarşist argümanlar olduğunun bu entelektüeller tarafından bilinmediği şeklinde bir savunu ise pek mantıklı görünmüyor. Çünkü bu argümanların birçoğu örneğin, Habermas'ın sosyal bilimler alanında önemli bir yer almasını sağlayan kamusallık ve ideal söz durumu tartışmaları, Bakunin tarafından marksizme yönelik temel eleştirilerinde sıkça başvurduğu argü­manlardır. Bu tartışmaların tamamıyla 1. Enternasyonal içinde gerçekleştiği düşünüldüğünde, Batılı Sol entelektüellerin bu tartışmalardan habersiz olduğunu söylemek basit bir savunu tekniğinden öteye gitmiyor. Hatta Frankfurt Okulu'nun geneli, Yeni sol ve 68 döneminde revaçta olan birçok akımın da anarşizmi bir cephanelik gibi kullanarak talan ettiğine şahit olmaktayız. Bu noktada, günümüz Türkiye'sinde de önemli bir referans kaynağı haline gelmiş olan Foucault'nun metinleri de anarşist metinlerle beraber okunduğu zaman oldukça ilgi çekici bir hale gelmekte. Özellikle güç, tahakküm ve bilgi üzerindeki ısrarlı vurgusu, gözetleme mekanizmalarına yönelik ilgisinin yanında, metodolojik açıdan, insanın fail olarak söylemin üretilmesindeki aktif katılımına vurgu yaparak soykütüğe (Nietzsche'den ilham alarak) de gönderme yapması oldukça ilgi çekici. Hatta bu bakış açısıyla Foucault'yu post-modernist olarak nitelemekten çok, geç-anarşist olarak adlandırmak çok daha akla yakın.

 

Kürşad Kızıltuğ: Ve 19701er veya 80lerden başlayarak bir çok sol entelektüel de bu paralelliği büyük ölçüde farketmiş olmalı ki bazı inceleme kitaplarında Foucault, Deteuze ve Guattari, ve hatta Baudrillard ve Derrida'nın ne ilginçtir ki kötülemek amacıyla "yeni-anarşist" veya "nihilist", "ultra solcu", "goşist" olarak nitelendik­lerini görüyoruz.

 

İnan Keser: Bahsedilen bu insanların anarşizm ismini metinlerinde hemen hemen hiç kullanmamasının belki de en önemli nedeni, anarşizmin kötü çağrışımlar yapmasıydı.

 

Kürşad Kızıltuğ: Peki ya Türkiye'deki akademik ortamda durum nedir sana göre?

 

İnan Keser: Şu oldukça ilginç, Türkiye'de anarşizme olumlu ya da objektif baktığı iddiasında olan akademisyenlerin birçoğu bunu şu tarzda gerçekleştiriyor; Anarşizm her insanın zaman zaman ihtiyaç duyduğu, karşı çıkış eylemi olarak görülüyor. Hatta işi farkında olmadan patolojik bir durum olarak yansıtıp "hangimiz zaman zaman anarşist olmadık ki' gibisinden sevecen cümleler kuran ünlü felsefecilerimiz dahi mevcut. Marksizm metodolojik olarak insanlara çok daha rahat bir çalışma biçimi sunuyor. Birçok sosyal sorun ya da olgu, birkaç nedensellik bağıyla açıklanabiliyor. Bu nedenle de kanımca sıkça tercih edilen bir yöntem. Bunun karşısında insan öznelliğine vurgu yapan bir metolodojik yaklaşım oldukça girift bir betimleme yapmayı zorunlu kılar. Bu ise, çalışmanın kolay bir biçimde gerçekleştirilmesini engelliyor. Kişinin yaşadığı temel sıkışma, insan öznelliğinin karmaşıklığıyla "sosyal dünyanın yasalarına" ulaşma arasındaki zorlu tercih. Çünkü insanı merkeze alan bir düşünce ve metodoloji zorunlu olarak yasalardan değil insanların farklı algı ve eylem­lerinden söz etmek zorunda.

 

Kürşad Kızıltuğ: Yani başka bir deyişle insan eylemlerinin, toplum­sal hayattaki tekil durumların genel, soyut ve evrensel çerçevelere indirgenemeyeceği anlamına mı geliyor bu söylediklerin?


İnan Keser:
İnsan eylemlerinden kimi genel sonuçlara ulaşılabileceği muhakkak, ancak genel yasa ve çerçevelerin bütün örnekleri açıklayabileceğini iddia etmek temel olarak insanı red­detme, insanı sadece bir terime çevirmektir. Oysa insan kanlı canlı bir varlık olarak sosyal hayatın merkezinde ve çözümleme birimi olarak kullanılan sınıf ya da tabaka gibi birimlerin öncesinde yer alır.

 

Kürşad Kızıltuğ: Bu durumda insanı soyut sosyolojik, ekonomik felsefi kategorilerle sınıflandırmak yerine, somut karmaşıklığı içinde incelemekten yana bir tavrın olduğunu söylemek mümkün mü?

 

İnan Keser: Tamamıyla doğru...

 

Kürşad Kızıltuğ: o halde diğer çalışmalarına da değinerek söyleşimizi bağlayalım... Nusayrilik (Arap Aleviliği) üzerine bir çalışma yaptın. Bize bu çalışmadan ve bu yöndeki diğer çatışmalarından ve yaklaşımından bahseder misin biraz.

 

İnan Keser: o kitap aslında farklı. Nusayrilik kitabı benim şu anda yaptığım çalışmamın girişi gibi bir çalışma. o nedenle bu kitap tek başına değerlendirilmemeli. Benim genel yaklaşımım şu: Türkiye'de bu alandaki çalışmaların çoğunda, Nusayriler ya da Nusayri fertler değil, soyut bir tanımlamayla "Nusayrilik" konu edilmekte. Oysa ben, belirli bir zaman ve mekan sınırı içinde, sosyal süreçlerle ilişkili bir biçimde Nusayri fertlerin kanaat ve pratiklerini anlama çabası göstermekteyim. Kanımca bu yaklaşım, insan eyleminin öznelliğine yönelik vurgumla uyumlu.

 

Kürşad Kızıltuğ: Öyleyse bu söylediklerin teorinin değil, ama teorisizmin eleştiri olarak ve somut/ ampirik verileri göz ardı etmeyen bir araştırmacılığın öne çıkarılması olarak düşünülebilir sanırım.

 

İnan Keser: Bu noktada, soruya itiraz etmem gerekiyor. Çünkü, sosyal alanda yapılan çalışmalarda somut ampirik verileri göz ardı etmek değil, somut verilerden hareket etmek birincil yöntem olmalıdır. Aksi takdirde, teori somut gerçekliğin sürekli bir biçimde ayrıntılar ve istisnalar olarak değerlendirilip yok sayılması sonu­cunu doğurabilir. Oysa insan yaşamı, bir istisna olarak değerlendirilemez. Bir araştırmacının, insana özgü bir özellik olan tarihsel farkındalıktan yoksun olduğu söylenemez. Bu nedenle her araştırmacı kendisinden önce ortaya konulmuş olan metinlerden ve teorilerden haberdardır. Bu farkındalık araştırma konusunun belir­lenmesinden araştırmanın gerçekleştirilme biçiminin seçilmesine kadar birçok alanda etkili olur. Ancak, gözden kaçırılmaması gereken nokta, araştırma sürecinde somut dünyada karşılaşılan insan, eylem ve düşüncelerinin teorik birikim, tutarlılık ya da genele ilişkin bilgilere uygunluğunun sorgulanması değil, bunların serimlenmesi olmalıdır. Varolan teorik bütün, somut dünyadan bağımsız bir varlık olarak değil, somut dünyanın sistemli bir biçimde ifade edilme çabası olarak kabul edilmelidir. Türkiye özelinde baktığımızda somut dünyaya yönelik ve sosyal gerçeklikten beslenen çalışmaların yetersiz sayıda yapılması temel olarak teorik çalışmaların çok daha kolay bir biçimde yapılabilme­sine ve bu coğrafyadaki tarihsel olay, olgu ve süreçlere ilişkin yeter­li ve güvenilir materyalin olmamasına bağlanabilir.

 

Örneğin, ülkemizde birçok teorik çalışma sadece literatür bilgisinin sunulması biçiminde gerçekleştirilebilmektedir. Bu ise beraberinde kolaycılığı getirmektedir. Yeterli, güvenilir veri olmamasında, ülkemizde yeterince arşiv oluşturulmaması ve varolan arşivlerin de maksatlı bir biçimde oluşturulması oldukça etkilidir. Somut gerçek­likten hareket eden çalışmalar birçok noktada siyasi iktidarı elinde tutanları rahatsız edecek sonuçları ortaya koyuyor. Bu noktada bilim-iktidar ilişkisi araştırma konularının seçilmesinde ve araştırmanın gerçekleştirilme biçiminde baskın hale geliyor.


Kürşad
Kızıltuğ: Peki senin anarşizm üzerine olan Liberter Teori adlı çalışman, Nusayrilik üzerine kitaplaşmış çalışman ve şimdi de Adana'da yürüttüğün saha araştırman ve çeşitli yazıların arasında nasıl bir süreklilik var? Ve anarşizme yönelik başka bir çalışma yapmayı düşünüyor musun?


İnan
Keser: Liberter Teori üzerine çalışmam bana insanı zamansal ve mekansal olarak belirlenmiş bir alanda hareket eden aktif bir özne olarak görmem gerektiğini gösterdi. Somut olarak insanı ele alabilmek ise, ancak insanın sosyal gruplar, olgular ve süreçler bağlamında anlaşılmaya çatışılmasıyla mümkün kanımca. Benim kültürel gruplar üzerine çalışmalarım da bunu gerçekleştirmeye yönelik bir çaba olarak görülebilir. Ana çalışma konusu olarak kültürel gruplar konusunda devam etmeyi düşünüyorum. Ancak bir on sene kadar sonra, Türkiye'de 1990 sonrası başlayan ve yer yer moda halini alan "anarşizme yöneliş" azaldığı zaman, (bu bir temenni değil daha çok öngörü) Türkiye'deki anarşistler ve anarşist tarihi hakkında bir çalışma yapmayı düşünüyorum.

 

İnan Keser, 1975 doğumlu. İlkokulu Antakya'da okudu. Ortaöğrenimini Giresun ve Adana'da tamamladı. Isparta’da Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun olduktan sonra yüksek lisans çalışmasını Sivas Cumhuriyet Üniversitesi'nde tamamladı. Ankara Üniversitesi Sosyoloji bölümünde doktora yapıyor. Şu anda Adana'da "Kamusal Alan Özel Alan Ayrımında Etnisite: Adana Nusayrileri Örneği" başlıklı doktora tezinin saha araştırmalarını yürütüyor. ve kendisini kesinlikle "anarşist" olarak tanımlamıyor.

 

* İnan Keser, Liberter Teori - Modern Topluma Özgürlükçü Yaklaşım. Ütopya Yayınları,

Ankara: 2003.

*İnan Keser, Nusayrilik - Arap Alevileri, Karahan Kitabevi, Adana: Ocak 2005.

 

Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum, 1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
İnan hocama yürekten katılıyorum ve akademik hayatında başarılar dliyorum.Yapılan bu röportajı okudum ve çok beğendim emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.
mustafa sonsuz eklemiş. | 15 Nisan 2008 Saat 15:23
Yorum Ekleyin
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.