| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
Hakkari Nineme Benzer
Selahattin Gezer
"ben ve bu şehir hiçbir zaman ritim tutturamayan
iki ayrı melodi gibiydik; uyumsuz bir yaşam senfonisinde"...
Mem Beko'yu oyundan kovar; Tajdin Zin'e aşık olur; Sîtê vücudunu durmadan gerdiren utangaç bir yosmaya döner; kavruk ve kurnaz köylülerin sofralarında... Buna savaş der kimileri. Oysa savaş dedikleri tanrı kadar büyük adamların bir oyunuydu ve en çok çocuklar ölürdü her nedense... Büyük aşklar çıkarıldığında kara kuru piç bir kaç veledin sokak kavgasıydı tarih denilen o büyük hengame... Bu şehir kendini vurmayı öğrendiğinde kimileri tarihin başlangıcı dedi buna... Ben dahil herkes buna böyle inandı…
Seni anlatırken kendilerini anlatan, kendilerini anlatırken seni unutan masal anlatıcılarına benziyordu senin tarihini yazanlar...
Her şey aşırı basit bir denklem kadar zordu ve hiçbir tarih çözümlemesi yetmiyor artık düşen bir şehrin düşler tarihini anlatmaya. Düşe düşe tarihin patikalarında dizleri kanamaktan kabuk bağlamış haylaz, korkak ve mahçup çocuklar gibisin...
Türkçe bilmeyen çocukların yaptıkları kağıt gemilerde yıllar sonra aynı çocukların kafa derileri yüzdürüldü.... Sen yitiriyorken en bıçkın çocuklarını çağsız ve zamansız, çağsız ve zamansız kadınların yaktıkları ağıtları yasaklıyor birileri, birileri o ağıtlara estetik değer biçiyor hala utanmadan...
Gövdende ağır hasar, güvertende bağırdıkça sesleri kırılan ve gecikmiş devrimlere kaypak ve kül rengi ağıtlar yakan tayfaların! Sahiden sen kimin gemisiydin? Nuh'un mu? Sahici düşler satan sahte bir peygamberin mi? Akıntıya kürek çeke çeke genç kızların sarkık memelerinde kıyıya vurdun en sonunda... Sahiden sen kimin kumasıydın?
Qıran mahallesinde misket oynamayı beyaz yüzlü çocuklardan öğrendiğimizde birbirimizin en esmer yanlarını vurmayı öğrenmiştik belkide... Tam o sıralarda siyah beyaz kızılderili filmler oynatılıyordu ve beyaz adam durmadan yeni şeyler öğretiyordu Ceronimo'nun atalarına. İhanet etmeden terk etmeyi hangi şehir öğretebilirdi ki bize...
Kynos kuşu kendi külünden dirilirmiş
ya sen
ya ben
En diri yerlerimiz yanmışken
ve tarih denilen o rüzgar tüm küllerimizi savurmuşken...
üstüne üstlük girdiğimiz tüm savaşlarda
aşklarımızdan bütünlemeye kalmışken...
Ve senden kaçarken sığındığım şehirlerin vurulduğum tüm kavşaklarında
yüzünün esmer bir cinayet silüeti çıkar her defasında... Cin Ali hikayelerindeki
garip çizgiler büyüyecek çocukların asfalt üzerine çizilmiş cinayet silüetleriydi belkide…Nineme ne çok benziyorsun; bir deri hiç kemik...
Not: bu yazı, talim terbiye kurulunun yasakladığı, toplattığı ve hakkari çöplüğünde yaktığı ‘Cin Ali Çöplükten Beslenirken’ hikayesinden alınmıştır.