| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
Çıplaklık Özgürlüktür
Dilaver Demirağ
Yaklaşık üç yıldan beri Tesettür üzerinde oluşan tahakküm pratiklerine karşı Umran dergisinde, tesettürlü kadınlar ve başörtüsü ekseninde bir empati kurmaya, İslami hareketi saran ve faşizan tortularla bir bataklık gazına dönüşerek dışa vuran kadınların giysileri üzerinden kendilerine rant talanı açmaya çalışan ataerkilliğe sonuna kadar karşı çıkan yazılardı bunlar. İslamcı ve laik erkekçiliğe karşı safını kadınlardan yana koyan, İslami hareket içinde bir dönem başlayan kadın isyanını 28 Şubatla birlikte susturan bu erkekçil zihniyete asla pirim vermeyen ve kadın bedenleri üzerinde oluşan hegemonyaya karşı kadınları Özneleşemeye çağıran yazıların amacı da bu Özgürlüktü. Yazıların ana ekseni pan kapitalizmin bedeni estetize ederek bir işarete dönüştürüp, kodlamasına itiraz ve bu bağlama karşı tesettürün kapitalist hegemonyaya karşı bir yapı bozum pratiği olmasıydı. Bu yazılarımdan asla pişman olmadım, bugünde aynı düşüncedeyim.
Ancak tüketim kültürünün çıplaklık sömürüsüne itiraz eden bu yazıların ekseni ile bilinçaltlarında derin bir kadın korkusu taşıyan, kadın bedenini ve hatta ruhunu esir almaya çalışan selefi faşizmin kendini ifade ettiği Vakit isimli kağıt parçası ve bu parçada kendi Nazi sempatizanlığını her fırsatta dışa vuran Hasan Karakaya’nın Türk medyasının en yıvışık, en yalak gazetelerinden Sabahta çıkan Çıplaklığın Aptallaştırdığı yazısından yola çıkarak kadınlara akıllar fikirler ve aba altından sopa gösteren tavrına meşruluk üretmesi karşısında, İslamcı forumlar da çıplaklık köleliktir gibi akla ziyan yazıların dolaşması üzerine çıplaklığı ve onun içerdiği özgürleştirici pratiği savunmakta gene bana düşüyor.
Çünkü ekseni özgürlük olan (yani kişinin bireysel, toplumsal yaşamı, bedeni, zihni ve ruhu üzerinde onun iradesini hiçe sayan herhangi bir baskının olmaması hali) biri olarak başörtüsü üzerinden bu kez çıplak kadınları, açık giyinmeyi tercih eden kadınları aşağılayan ve İran’da olduğu gibi kendi sapkın ve korkak bilinçaltlarının rahatsız olmamasını isteyen İslamcı erkeklerin zorbalığını sindirmem, görmemem mümkün olamazdı. Bu yazı tam da PAN’da Başörtülü kadınlara yönelik İslamofobik baskıcılığa, dışlama pratiklerine dönük anarşist tavrı içeren yazıların yayınlandığı bir döneme denk geldi. Yani sarkacın diğer ucunu Vücudunu Gösterme Hakkı’nın savunusunu yapan bir yazı olarak cuk oturduğunu düşünüyorum. Çünkü Anarşist tavrın başörtüsüne sahip çıkan, bu hakkı onaylayan tavrı hiçbir biçimde İslami kültürdeki ercil (erkek egemen) baskıcılığı göz ardı etmemize yol açmamalı.
Evet örtünmek kadar açmak da özgürlüktür ve selefi İslamcılar’ın başörtülü kadınların kendi öznelliklerini kendi faşizan zihin kalıplarına malzeme yapma sinsiliğine, kadınların özgürleşmelerini savunur gibi görünüp Başörtüsüne özgürlük lafazanlığı yaptıkları bir süreçte Çıplaklık özgürlüktür.
Örtünmek kadınların kendi kutsala yakın yaşama çabalarının, kendi öznelliklerin İlahi öznelliğe katarak Takva denen manevi yükselme halini yaşama geçirme pratiklerinin engellenmesi ne kadar isyan edilecek, öfke gösterilecek bir şeyse, ataerkil ahlakçılığın kadın bedeni üzerinde kurmaya uğraş verdiği zorbalık ve şiddet yüklü boyun eğdirme niyetleri de o denli öfkeye,isyana gerekçe sağlayıcıdır.
Bu nedenle ben Anarşistlerin başörtülü kadınlar ile olduğu kadar yaşamın her alanında çıplaklığı yalınlaşma pratiklerinin bir göstergesi kılmaya çalışan Natürist/Nudistlerle de dayanışmaları gerektiği kanısındayım En azından kendi hayat tasavvurunun Anarşist düşünce ile kesişmesinden dolayı kendini Anarşist şemsiye içinde gören bir birey olarak bu yazı ile bunu yapıyorum.
Ontolojik bir duruş olarak Nudizm
Danimarka da Nudist olmak bir şey ifade etmeyebilir ama Türkiye gibi koyu bir ahlakçılıkla ikiyüzlülüğün iç içe geçtiği bir ülke de Nudist olmak tıpkı eşcinsel olmak gibi kırılgan ve zor bir haldir. Oysa ki nudizm de tıpkı başörtüsü gibi sadece basit bir kimlik pratiği olmaktan öte yaşam içinde bir varoluş biçiminin Ontolojik ve Etik bir duruşun ifadesidir. Nasıl başörtüsü bir inanırın kendini sembolik perdeler ile nazardan azade kılması, Nur içeren Nazar karşısında erimeden mukkayet olabilmesi ve bunun dünyevi ekseni olarak bakışın sömürgeciliğinin nüfuz edememesinin temsili olan metafizik bir pratik ve bu anlamda Ontik (varlık temelli) bir duruşsa. Nudizm de İnsanın henüz doğadan kopmadığı, sembolik kültürün tahakkümcü patriklerinin uğrağınca esaret altına alınmadığı, katı ahlakçılığın pratiğinin hükmetmediği doğanın bedenlerimize nüfuz etmesini savunan İnsanın kültür öncesi doğa halindeki yalınlığını gündeme taşıyan uygarlık karşıtı, kültürün doğayı sömürgeleştirmesine itiraz eden bir isyan pratiğidir. Her ne kadar uygulayıcıları bunun içerdiği devrimci yansıyı öne çıkarmasa da. Nudizm için giysi bir eklenti, bir fazlalık, insanın doğal varoluşu ile arasında duran bir engeldir. Nudizm için ahlakta aslında bir fazlalık, bir eklentidir, erdem için ahlaka gerek yoktur çünkü doğal halde yaşayan bir insanın ahlaki kısıtlamalara gereke duymasına yol açacak pratiklere gereksinimi yoktu, varoluşunuzun kaynağı olan doğa bereketiyle size her şeyi sunar. Sevişmek için bir takım toplumsal onay mekanizmalarına gerek duyulmaz. Nudist acıktın mı ye, dışkılayacağın zaman dışkıla, uykun geldiğinde uyu, sevişmek istediğinde de seviş diyen Tao’cu bilge gibi hayatı kendiliğindenliğin, organik olanın içimize işlediği bir hale, bir sadeliğe, basitliğe döndürme halidir.
O yüzden başörtüsü nasıl insanın Tanrı ile Özgürleşmesi ise, Nudistte insanın doğa ile özgürleşmesidir. Elbette bu durum kadar Nudizmin doğal çıplaklık halinin kapitalist tahakküm ile çarpıtılması da bir gerçekliktir. Bu nedenle, kapitalist çıplaklığın pornografik hali çıplaklığın sömürülmesi biçimidir. Bu anlamda Nudizmin natüralist ethoslarınca ortaya konan çıplaklık ile imajinatif çıplaklığı birbirinden ayırmak gerek.
Zampara Kapitalizmi ve Çıplaklık Sömürüsü
Günümüzün libidanal ya da “zampara kapitalizmi” ile örtünme birbirinin tamamlayıcılarıdırlar. Yani kapitalizm kendi “çıplaklığını” “ şehvet düşkünlüğünü onaylatmak için örtünmeyi “öteki”leştirerek, buna karşılık örtünme ise çıplaklığı ve şehveti “öteki”leştirerek kendi pratiğini oluşturur. Bundan örtünmenin asal, çıplaklığın ise tali olduğu olumsuzlayan bir anlayış elbette çıkmaz. Dahası doğallıktan çıkartılıp, estetize edilerek pornografikleştirilen bedeni de göz ardı etmeyen bir tutum içindeyim. Elbette bu ikisi birbirini dışlayan, birbirini nakzeden olgular, ama diğer yanda da bir anlamda var olmak için de birbirlerine gereksinim duyan olgular.
Çıplaklığı pornografikleştiren, onu arzunun hükmedici kollarına bırakan beden değildir. Çünkü Yunan ya da Roma heykellerinde olduğu gibi çıplaklık zıddı olan örtüyü de içerebilir. Yani çıplakken de örtülü olabilir. Eğer bakışı kendine odaklayarak, gözü merkezleştirmiyor ise o imge teşhir etmez, ama buna karşılık örtülü bir beden çıplak bir bedenden çok daha fazla bakışı kendine çekerek, kendi imgesine kilitler. Öyleyse çıplaklığı sorunsallaştıran şey çıplaklığın kendisi değil arzulayan bakıştır. Gözün sunağına yerleşen ve bakışı kendine odaklayana her şey çıplaktır ve pornografiktir. Bu noktada en basit ve yaygın örnek, plajdaki kadın giyinik kadın örneğidir.
Plajdaki kadın tıpkı bedeni çıplak olan yerli gibi, bakış için odaklanılan bir nesne değil de, görüntünün üzerinden kayıp gittiği yüz gibi olabilir ve o zaman mayolu bir beden giyinik beden gibi anonimleşir.
Buna karşılık her yanı örtülü ama bedenin çok küçük bir bölümü açıkta olan bir giysi içindekini, çıplaklaştırır ve bakışı kışkırtır. Bu nedenle günümüzün erotize edilen bedeni özellikle bakışı odaklamak içindir. Bu bakımdan da kışkırtıcıdır, tahrik eder. Kapitalist bakış dikizleyen röntgenleyen bir bakıştır, arzuyu tahrik etmek bu bakış mantığının temel hedefidir.
Hasan Bülent Kahramanın dediği gibi “Kapitalizm arzuyu sadece tahrik eder. Sürekli olarak tahrik edilen şeyin tatmin edilmesiyse eşyanın doğasına aykırıdır. Tanımı gereği yanlıştır.”
Bu nedenle İslami ahlakçılık sorunu ahlaki bozulma yahut yozlaşma biçiminde tanımlayarak asıl noktayı gözlerden gizlemekte. Kapitalizm için ahlak önemli değildir, kapitalizm için kârlılık önemlidir. Marksın dediği gibi kapitalist kâr için her şeyi göze alabilir.
Oysa Nudizm göze odaklanan bakışçı bir beden sunmaz bize. Nudist beden çıplaklığın cinsel tahrik olması olma durumuna son verir. Böylece beden tıpkı örtüde olduğu gibi bakışın hükmünden kaçar, bakışın bedeni sömürgeleştirip onu evcilleştirilmesine, ona nüfuz etmesine engel olur. Kısaca sorun ne örtünme ne de çıplaklık, sorun bunların tahakküm pratikleri içinde kendileri hilafına değer yüklenmesidir. Asıl savaş açılması gereken, köleleştiren doğal haldeki çıplaklık değil, bakışın dolayımda kurulan çıplaklık biçimi, yani bedenin pornografikleşmesi yani kapitalist tahakkümdür. Onun bakış merkezli baskıcılığıdır.
Buna karşı tavır alacak olan ise Selefi Faşizm değil, Anarşizm gibi özgürlükçü pratikler olabilir. Selefi faşizm gırtlağına kadar kapitalizme gömülmüşken, ticareti kutsallaştırıp, peygamberlerine Cennette bile ticaret yaptırtırken ve basit takas düzeyinde oluşan “ticaret” kapitalizme eklemlerken kapitalizm kötü değildi. Kapitalizm ne zamanki onların da kuyruğuna basıverdi o zaman anti-kapitalist oluverdiler. Selefi İslamcılığın ahlakçılığına, herkesi zorla örtüye büründürme niyetlerine karşı ben safımı doğal çıplaklıktan yana kurdum. Laik zorbalığa direnelim ama selefi zorbalığı ihmal etmemek kaydı ile