<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> 
 <rss version="2.0">
 <channel>
	  <title>anarkotopya</title> 
	  <link>http://www.anarkotopya.com</link> 
	  <description></description> 
 	  <language>utf-8</language> 
	  <copyright>Copyright anarkotopya</copyright> 
	  <lastBuildDate>Sun, 19 Oct 2008 22:15:04 GMT</lastBuildDate> 
	  <docs>http://www.anarkotopya.com/rss.xml</docs> 
    <item>
  <title>Devrim: “Bir Strateji Serisi” - Saul Newman</title> 
  <pubDate>Sun, 19 Oct 2008 22:15:04 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/devrim-bir-strateji-serisi---saul-newman </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/devrim-bir-strateji-serisi---saul-newman </guid>
  <description>&lt;SPAN&gt;
&lt;DIV style=&quot;BORDER-RIGHT: windowtext 1pt solid; PADDING-RIGHT: 4pt; BORDER-TOP: windowtext 1pt solid; PADDING-LEFT: 4pt; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: windowtext 1pt solid; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: windowtext 1pt solid; mso-border-alt: solid windowtext .5pt&quot;&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 0.5pt solid; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-bottom-alt: 1.0pt; mso-border-bottom-alt: .5pt solid windowtext&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Devrim: “Bir Strateji Dizisi” &lt;SPAN style=&quot;mso-spacerun: yes&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/SPAN&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-top-alt: 1.0pt&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: maroon; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Saul Newman&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;&lt;/DIV&gt;
&lt;P&gt;&lt;EM&gt;“Eğer bu olayda istenen sonuca ulaşılamamış, devrim veya ulusal anayasa reformu sonuçta başarısız olmuş, hatta bir süre geçtikten sonra her şey (şimdilerde politikacıların öngördüğü gibi) eski haline geri dönmüş olsa bile, onun getirdiği felsefi ilham gücünden hiçbir şey kaybetmemeli. Çünkü bu olay fazlasıyla önemlidir, insanlığın çıkarıyla çok bağlantılıdır ve etkisi dünyanın her tarafında, bu tarz çabaların tekrarı arzusuyla çalkalanan uluslar tarafından hatırlanmamak için fazlasıyla yayılmış vaziyettedir.” &lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/EM&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Kant için 1789 Devriminin onu izleyenlere neşrettiği coşku insan ilerlemesinin açık bir işaretiydi. Gelişme için bir eğilimi ve insanlığın temel bir amacını başarmak için duyulan kendinden eminliği ortaya çıkarmıştı; bu amaç aynı zamanda bir hücum savaşını da önleyecek olan bir cumhuriyet anayasasıydı. Ayaklanmanın kendisi bir başarısızlığa dönüşse ve kendini kana buladıysa da, Devrim kendisini tarihin ortak belleğine yazarak zamanın kumaşında sürekli bir kırılma meydana getirmişti. Bu, varolmayı sürdürecek, barutun gürültüsü dindikten çok sonra bile ve eski rejimlerin hemen yeniden kurulmasına rağmen, anlamı yankılanmaya devam edecek bir olaydı. İnsan ilerlemesinde sürekli bir ufuk teşkil edecekti; onu izleyen çatışmalarda hep hatırlanacak ve üzerine tekrar düşünülecek bir şeydi.&lt;BR&gt;Neden devrimi bu şekilde düşünmek bugünlerde bu kadar zor? Zamanımız hem büyük devrimci özgürleşme ve sosyal dönüşüm projelerinin hem de mevcut küresel kapitalizme alternatif herhangi bir tahayyülün gözden kaybolmasına koşullanmış görünüyor. Her devrim fikrinin naif, gerçekten uzak ve felaketlere gebe olduğunun, mevcut ekonomik ve siyasal düzen ile barışıp onun erdemini tanımamız gerektiğinin bize durmadan söylendiği evrensel bir tepki döneminde yaşıyoruz. Kant tarafından tanımlanan coşkulu “devrim iradesi”nin yerini temkinli bir makulluk ve teslimiyet politikası aldı. Acaba insanlığın amaçları başarılmış, Kant’ın kehanetine uygun olarak hücum savaşını önleyecek ve insanların diledikleri anayasa gerçekleştirilmiş midir? Pek sanmıyorum. Kant’ın umduğu evrensel barıştan epey uzakta görünüyoruz ve mevcut siyasal anayasalar bugün, anlamsız “demokrasi” etiketi altında, en kötü sömürüleri saklıyorlar.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Fakat “devrim iradesi”nin tahayyülü bugün ne kadar zor olsa da, devrimci vaadin her zaman varolduğunu söyleyen Kant’ı ciddiye almalıyız. Diğer bir deyişle, bugün Devrim hala yankılanmakta ve özgürleşmenin ebedi ufku gerçekleşmeyi beklemektedir. Belki görünen manzaranın kasvetliliğine rağmen, devrim ihtimali siyasi gerçekliğimizi sıkça ziyaret eden hayali bir boyut, çağırılmayı bekleyen sürekli bir potansiyellik olarak her zaman mevcuttur.&lt;BR&gt;Ancak Foucault’nun gösterdiği gibi, Kant tarafından öne sürülen soru güncel devrimci deneyim ve programlardan farklı olarak, devrim coşkusundan veya “devrim iradesi”nden ne ortaya çıkarılacağıdır. Nasıl olmuştur da Kant hem Fransız Devriminin şiddetinden tiksinti duymuş hem de meydana getirdiği coşkuya hayranlık duyabilmiştir? Yirminci yüzyılın totaliter felaketlerine rağmen hala devrim için bir coşku –sürekli bir devrim iradesi- beslememiz mümkün müdür? Sorun burada, devrim fikrinin rasyonelliğe, insani ilerlemeye ve toplumun mükemmelleştirilebilirliğine olan bir Aydınlanma inancından doğması, ne var ki modern devrimci programlar tarafından uygulandığında yıkıcı şiddete ve otoriterliğe yol açan şeyin yine aynı söylemler olmasıdır. Partilerin ve programların eski paradigmasına geri düşmeden bir devrim ethosundan bahsetmeye devam edebilir miyiz?&lt;BR&gt;İlk olarak geleneksel devrim fikrini baştan düşünmeyi denemeliyiz. Geçmişteki devrimlerin merkezi sorunlarından biri, siyasi otoritenin mevcut biçimlerini ortadan kaldırma çabalarında ya onları yeniden onaylamaya ya da onların yerine yenilerini icat etmeye meyil etmiş olmalarıdır. Bu benim iktidarın yeri olarak bahsettiğim sorundur: İktidarın kendini tekrar icat etmek ve onaylamak, egemenlik konumunu sağlamlaştırmak için özellikle devrimci ayaklanma süreci içerisinde gösterdiği yapısal eğilim. Elbette, burada Devlet sorunundan konuşmaktayız. Devrimler geçmişte Devlet iktidarını, nihai “sönümlenme”yi göz önünde bulundurarak ele geçirmeyi denediler; ancak sonuç çoğunlukla, Devleti kontrol etmesi gereken devrimci güçlerin kendilerinin baskısının yanısıra Devletin de güçlenmesi ve yayılması oldu. Diğer bir deyişle, belki devrimlerin geçmişte aldıkları siyasi biçimde Devletin devamını getirecek bir şey vardı. Devrimci siyaset bu nedenle Devlete dayanmayan stratejiler ve aktivizm biçimleri icat ederek iktidarın yerinden kaçmanın bir yolunu bulmalıdır. Belki devrimler artık toplumu dönüştürmek için varolan kurumları kullanmak şeklinde değil de, siyasetin bütün kurumsal ve otoriter biçimlerini bir kenara atarak toplumu dönüştürmek şeklinde tasavvur edilebilir.&lt;BR&gt;Bu anlamda yeni bir devrimci siyaset aynı zamanda Partisiz bir siyaset olmalıdır. Uzun bir zaman için, Solun geleneksel partileri bir kriz durumunda olmuşlardır, ve bu, Parti en nihayetinde devlet aygıtının bir parçası olduğu içindir; “kitleler”i veya “işçi sınıfı”nı temsil etme iddiasında olsa da, devrimci siyaseti Devlete bağlayan, onun radikal potansiyelliği ve yaratıcılığını sınırlayan muhafazakar bir kurumdur. Bu yalnızca parlamenter bir ortamda değil, devrimci sürecin içinde de böyledir. Örneğin Bolşevik Devrimi, Sovyetler içinde doğrudan demokrasi formları başlatmış olsa da, aynı zamanda onları gitgide daha çok merkezi ve otoriter olan bir parti aygıtına kanalize etmiştir. Devrimci öncü Parti tam da yıkımını aradığını iddia ettiği siyasi düzenin iktidar yapılarının ve hiyerarşilerinin yansıması olan merkezi ve bürokratik aygıtlar içermekteydi. Bu geleneksel temsiliyet mekanizmaları yerine, yeni devrimci siyaset doğrudan demokrasi formlarını teşvik etmeli ve insanları somut durum ve sorunlar etrafında harekete geçirmelidir.&lt;BR&gt;Geleneksel devrimci siyasetin sorgulanması gereken diğer bir yönü de Marksist siyasi-ekonomik sınıf kategorisidir. Işçi sınıfı bugün radikal siyaset bağlamında hala anlamlı olsa da, sorun devrim kavramını, çatışmasının toplumun evrenselliğini temsil ettiği söylenen tek ve merkezi proleter özne üzerine kurmakta yatmaktadır. Fakat görüyoruz ki, ondokuzuncu yüzyılda proleteryanın bazı kısımlarında gerçek devrimci bir potansiyel bulunmakla beraber, işçi sınıfının çoğunluğu kendini kapitalist sistem içinde ekonomik kazanımlar sağlama fikriyle sınırlamıştır. Sınıf kategorisi, bu anlamda, bugün küresel kapitalizmin ufkunda yer alan farklı ve heterojen çatışmaların çokluğunu barındırmak için çok dardır; bunlar sadece daha yüksek maaşlar ve emek hakları için değil, aynı zamanda yerel otonomi, çevre, medeni özgürlükler, toprağın yeniden dağıtımı vb. için gerçekleşen çatışmalardır. Bu çatışmalarla oluşmaya başlayan şey Marx’ın tanımlayacağı anlamda bir küresel proleterya değil, fakat küresel bir yoksul, küresel bir “lumpenproletariat”dır. Belki, Mikhail Bakunin’in daha ondokuzuncu yüzyılda savunduğu gibi, “kitle” terimi devrimci öznellik için, hiyerarşi ve dışlama ima eden “sınıf” teriminden çok daha iyi bir tanım getirir.&lt;BR&gt;Fakat, ben burada basit bir kimlik siyasetinden de bahsetmiyorum: Belli bir kültürel, cinsel, dini veya etnik kimliğin tanınmasıyla ilgili çatışmalar da geleneksel sınıf çatışması fikri kadar, belki ondan da çok, sınırlı ve indirgemecidir. Onun yerine, devrimci siyaset bugün bir kimliksizleşme politikası olmalıdır; diğer bir deyişle, kişinin kurulu sosyal konumu veya kimliği temelinde değil, bunun reddi temelinde gerçekleşen radikal bir öznellik süreci. Foucault, Kant’ın “devrimci irade”sini bugünümüze ve bizlere doğrultulmuş eleştirel bir ontoloji olarak görür. Bugün, devrimci siyaset kendimizin ve kabullenilmiş sosyal rol ve kimliklerimizin benzer bir sorgulamasını ifade etmektedir. Max Stirner’in belirttiği gibi, bizi varolan siyasi ve sosyal kurumlara nihai olarak bağlayan şey “normal” kimliklerimizdir ve dolayısıyla bu kurumlara karşı olarak yapılan herhangi bir devrim kendimize karşı yapılan bir devrim veya “isyan”la başlamalıdır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Devrim yeni düzenlemeler amaçlar; isyan bizi başkaları tarafından düzenlenmemize izin vermeye değil, kendimizi düzenlemeye götürür ve “kurumlar” hakkında hiçbir parlak umut bırakmaz. Bu kurulu olana karşı bir savaş değildir, çünkü büyüyüp gelişirse kurulu olan kendiliğinden yıkılır; bu yalnızca benim kurulu olandan kendimi azad etmemdir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Bir devrim bugün birçok değişik seviyede gerçekleşmelidir; sadece siyasi, ekonomik ve sosyal değil, aynı zamanda şahsi ve psikolojik seviyelerde. Üstelik, şimdiye dek gördüğümüz gibi, Devlet gibi kurulu siyasi kurumların merkeziliğini Parti gibi biçimsel temsiliyet mekanizmalarıyla beraber reddeden bir siyaset biçimi olmalıdır. Bu anlamda, devrimci siyasetin şüphesiz anarşist veya anti-otoriter bir karakteri vardır. Başka yerlerde, artık hiçbir anlaşılabilir sebeple Marksist sayılamayacak olan çağdaş radikal siyaseti tanımlamak için “post-anarşizm” terimine başvurdum. Merkezilikten arındırılmış aktivist ağı ve otoriter olmayan ortak karar alma mekanizmalarıyla küreselleşme karşıtı hareketi anarşist siyasetin eylemdeki bir örneği olarak görebiliriz. Ancak, burada önemli olan bu harekete verebileceğimiz etiketlerden çok, onun öncesi olmayan bir küresel özgürleşme hareketi, Devlet dışında yer alan ve temel olarak “serbest pazar”ın kendinden menkullüğünü sorgulayan bir siyaset olarak vücuda gelişidir.&lt;BR&gt;Bunun gibi hareketler devrimin artık iktidarın bir defada dramatik biçimde ele geçirilmesi veya varolan sistemin bir defada ortadan kaldırılması şeklinde görülemeyeceğini öne sürüyorlar. İktidar cephe çatışması olarak anlaşılamayacak derecede yaygın ve hilekardır. Devrim daha çok, çeşitli direniş ve isyan noktaları olarak görülmelidir; birçok değişik cephede işleyen bir strateji serisi. Fakat hangi biçimi alırsa alsın, o her zaman tekil ve şaşırtıcıdır. O, her zaman Kant’ın bahsettiği Devrim ruhunu geri çağıran, vücuda gelişini öngöremediğimiz ve alacağı yönü baştan belirleyemediğimiz bir “olay”dır. Fransız Devrimini izleyenler gibi, onu ancak derin saygı ve hayranlıkla selamlayabiliriz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;</description> 
  <category>Anarşist Teori</category>
  </item><item>
  <title>Tanıl Bora ile Söyleşi..</title> 
  <pubDate>Mon, 08 Sep 2008 22:54:56 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/tanil-bora-ile-soylesi.. </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/tanil-bora-ile-soylesi.. </guid>
  <description>&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;B&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 9pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;EM&gt;&lt;/EM&gt;&lt;/P&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;
&lt;DIV style=&quot;BORDER-RIGHT: windowtext 1pt solid; PADDING-RIGHT: 4pt; BORDER-TOP: windowtext 1pt solid; PADDING-LEFT: 4pt; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: windowtext 1pt solid; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: windowtext 1pt solid; mso-border-alt: solid windowtext .5pt&quot;&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 0.5pt solid; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-bottom-alt: 1.0pt; mso-border-bottom-alt: .5pt solid windowtext&quot; align=center&gt;&lt;B&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 9pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Tanıl Bora ile Söyleşi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-top-alt: 1.0pt&quot; align=center&gt;&lt;B&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 9pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Tahrikten Sonsuz Bir Meşruiyet Devşiren Bir Potansiyel, Gürül Gürül Akıyor&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 9pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;&lt;/DIV&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;EM&gt;Türkiye&apos;de milliyetçi şiddet, inişli-çıkışlı bir seyir izlese de hep var oldu. Türkiye&apos;de milliyetçi-şiddetin beslendiği temel kaynaklar nelerdir? Milliyetçi-şiddetin tarihsel sürecinden kısaca bahsedebilir misiniz? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/EM&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Öncelikle, milliyetçi ideolojinin şiddete yapısal olarak yatkınlığını belirtmek gerek. Çünkü milliyetçilik, bir ‘ötekileştirme’ ideolojisidir. Biz-Öteki ayrımını en yalın biçimde koyan bir ideolojidir. İnsanın seçişlerinden, tavırlarından, iradesinden bağımsız, doğuştan gelen, kader gibi alnına yazılı bir kimlik tanımı yapar. Biz ile öteki arasındaki ayrım da, böyle bir kimlik tanımına dayanınca, değiştirilemez bir ayrım haline gelir. Böylesine esastan farklılaştırılmış, ezel-ebed düşmanlaştırılmış özneler arasındaki uzaklığın, kolayca şiddet üretmeye yatkın hale geleceği açık değil mi? Kendinden-olmayanı, ‘yabancı’yı, şu veya bu nedene bağlı olarak değil, ‘özü’ itibarıyla ‘kötü’ -en azından şüpheli- sayan, insan-değil olarak görmeye meyleden bir ideoloji, onunla olan sorununu ancak şiddet yoluyla halledeceğini düşenecektir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Milliyetçiliğin, “milli duygu”yu doğal bir güdü olarak tasavvur etmesi de besliyor bu potansiyeli. Milliyetçilik fiziki bir refleksmişçesine doğallaştırılınca ve aklın-fikrin-siyasetin de bu “doğal” duyguyla uyum içinde olması gerektiği düşünülünce, “güdü”nün hakimiyetine sokmuş oluyorsunuz insanları. Milliyetçilik, insanın güdüselliğini yüceltmektir ve güdülerine indirgenen insan da şiddete daha yakındır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Ayrıca unutmamalı ki milliyetçilik, modern kapitalist uygarlıktan bütün devletlerin resmî ideolojisidir. Yeni zamanların dinidir. Devletin ve milletin bekası, ulus-devletlerin kutsalıdır. Resmi ideolojiler, bu kutsal etrafında bir ajitasyon-propaganda yürütürler. Tarihsel tecrübe veya sosyal, ekonomik, Politik konjonktür gereği tehdit algılaması fazla yoğun olmayan ulus-devletlerde, bu şiddete yatkınlık potansiyelinin ‘uyuduğunu’, ılımlılaştırıldığını gözleyebilirsiniz. Ama o potansiyel her daim mevcuttur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Türkiye, tehdit algılamasının ziyadesiyle yüksek olduğu, hatta tehdit algısını habire okşayarak kendini meşrulaştıran bir ulus-devlet. Sadece ders kitaplarına bakarak, bunu görebilirsiniz. Bu daimi teyakkuz ideolojisi, milliyetçiliğin sözünü ettiğim yapısal dinamiğinin tam gaz çalışmasına olanak veriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Türkiye’de, bu zemin üzerinde bereketli bir biçimde serpilen bir milliyetçi şiddet potansiyeli var. Dahası, bu potansiyelin ‘kendiliğinden’ akışıyla da yetinmeyen bir siyasi irade var. Tarihimiz, resmi ellerce yönlendirilen ‘gayrınizami harp’ operasyonlarıyla dolu ve bu operasyonlarda hem milliyetçi bir ajitasyonun etken olduğunu görüyoruz. Ayrıca, doğrudan doğruya bu potansiyele yaslanan bir siyasi hareket de var: MHP geleneği. Bu gelenek, gerek ana akımı gerek ondan ayrılan kollarıyla, başlıbaşına milliyetçi şiddeti körükleyen bir işlev görüyor. Belirli evrelerde fiziki şiddet eğilimi gerilese veya gemlense bile, diliyle, zihniyetiyle, simgeleriyle, hiç küçümsenmemesi gereken bir sembolik şiddet jeneratörü olarak işliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;U&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;SPAN style=&quot;TEXT-DECORATION: none&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/SPAN&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/U&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Özellikle son dönemde milliyetçi-şiddette bir tırmanma eğilimi göze çarpıyor? Bu durumun nedenleri hakkında neler söylenebilir? 2000&apos;li yılların özgünlüğü nedir?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;2000’lerden önce, 1990’lara bakmalıyız. 1980’lerin sonundaki göreli iyimserliğin ardından, 1990’larda Türkiye’nin ‘milli’ siyasi ortamına çok kuvvetli bir tehdit algısı hakim oldu: Kürt meselesi, uluslar arası politikadaki çalkantılar, Balkanlar, Kafkasya ve Ortadoğu’daki çatışmalar… 2000’lere girerken bunlara eklenen ek faktörler oldu: Irak’ta tüm Ortadoğu’yu içine alan bir şiddet sarmalının harekete geçmesi… bence ondan da önemlisi, Öcalan’ın yakalanmasının ardından Kürt sorununun çözülmüs sayılması, 15 yıllık silahlı çatışma döneminin muhasebesinin hiç yapılmaması; böylece yaraların pansuman yapılmadan enfeksiyona uğraması… Türk milliyetçiliği söyleminin etkisi altında olanların, bitirildiğini düşündükleri PKK ile birlikte zımnen Kürtlerin de kendi etno-kültürel kimlikleriyle ‘yok’ olmasını bekledikleri bu ortamda, çatışmaların mevzii de olsa yeniden başlaması,. Muazzam bir hınç duygusunu ortaya çıkardı ve açıkça ırkçı bir nefret gelişti, gelişiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Bütün bunları, 1990’lar/2000’ler dönümündeki ekonomik krizin darbesiyle birlikte düşünmeliyiz. Neoliberal ekonomik ve sosyal politikaların üzerine tüy diken üstelik ‘azmasına’ vesile olan bu ekonomik kriz, özellikle ‘kaybedecek bir şeyi olanların’, orta sınıfların tutunumsuzlaşmasını, reaksiyoner bir hissiyata girmesini tetikledi. Kendi sınıfsal-toplumsal gelecek perspektiflerindeki kararmanın yol açtığı çaresizlik duygusu, milliyetçi zihniyeti yeniden üreten komplo teorilerine düşkün kıldı onları. Emperyalizmin, katipalist sistemin ta kendisi olarak değil de müdahale edilemeyen muazzam “dış” güçler olarak tanımlanması ve “öteki” konumuna oturtulan herkesin bir biçimde “dış güçler”in işbirlikçisi olarak kodlanması, bilhassa bu kesimlerin üç cümleden ibaret “dünya görüşü” haline geldi. Bu reaksiyoner dalgaya&lt;SPAN style=&quot;mso-spacerun: yes&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/SPAN&gt;kapılan şehirli, tahsilli aydınlar ve yarı-aydınlar, milliyetçi atmosferin sadece nicel yönden yayılmasına değil, genişleyen bir zeminde meşrulaşmasına muazzam katkıda bulundular. Misal, bu dalganın sol muhitlere de sirayet etmesine önemli ölçüde etki eden Cumhuriyet gazetesinin ve Yalçın Küçük’ün, bu değirmene su taşır hale gelmelerinin “katkısı” ve vebali, nicel ölçüyle sınırlı değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Trabzon&apos;da TAYAD&apos;lılara yönelik linç girişimi, çeşitli illerde Kürlere yönelik linç-saldırı olayları, üniversitelerdeki &quot;ülkücü&quot; saldırılar, Trabzon&apos;da papaz cinayeti ve son olarak da Hrant Dink&apos;in öldürülmesi... Bu olaylar birbirinden kopuk, münferit olaylar mıdır? Bu olayların ardındaki güç odakları hakkında neler söylenebilir? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Her şey tıkır tıkır onların planlarına göre gelişmese bile, böylesi provokasyonları azmettiren birtakım odaklar olduğu kesin. Bana öyle geliyor ki, kapitalist ekonomik sistemin “çağdaş” rejimindeki değişim, “bu işlere” de yansıyor. Planlayanlar, azmettirenler, failleri devşirenler ve failler arasındaki halkalar, Soğuk Savaş ve “Fordist” üretim döneminde olduğundan daha esnek gibi görünüyor; artan oranda taşeron ve “fason” ilişkilere yayılıyor bu zincir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Şuraya gelmek istiyorum: bu saldırı ve cinayetler arasında somut bir bağ olmadığını varsaysak bile, asıl önemlisi, bunların mümkün olmasına elverişli bir toplumsal iklimin varlığıdır. Gizli ya da yarı-gizli odakları bir kenara bıraksak bile, böylesi eylemleri azmettiren çevreler, ilişki ağları, açık seçik görünüyor. “Tahrik olmaya” amâde olan ve bu tahrikten sonsuz bir meşruiyet devşiren bir potansiyel, gürül gürül akıyor. Asıl mesele budur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&quot;Duyarlı vatandaşların tepkisi&quot; tarzındaki söylemler ve&amp;nbsp;şiddetin aktörlerinin çoğu zaman cezalandırılmamasının milliyetçi-şiddeti meşrulaştırdığı söylenebilir mi? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Tabii, ben de bunu vurgulamaya çalışıyorum. &lt;SPAN style=&quot;mso-spacerun: yes&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/SPAN&gt;En başta söylediğim şeyle de bağlantılı bu: İnsanların, “reflekslerine” indirgenmesi ve “reflekslerin”, akan suları durduran bir meşruiyet gerekçesi olarak konması. Lincin olağanlaştırılması, derin bir medeniyet kaybının uç noktasıdır. Zira medeniyet, insanın “doğal” sayılan yanlarını, güdülerini, reflekslerini falan aşmasıdır, onlara hakim olması, onların üstüne çıkmasıdır. “Başka” insanları gözeterek, vicdanını ve aklını yoklayarak davranması, yapıp ettiklerinin sorumluluğunu taşımasıdır. Linç nedir? Vurmanın, öldürmenin serbest olması, kimsenin bundan ötürü sorumluluk taşımamasıdır. Medeniyet kaybının doruğu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Medeniyet kaybı dediğim süreç, kuşkusuz salt milliyetçilikten beslenmeyen, eğitim sistemimizle, sosyal devletin aşınmasıyla, insanların yoksullaşması ve yalnızlaşmasıyla, “vahşi kapitalizm” denen şeyle, -aslında bizzat kapitalizmin vahşi oluşuyla- ilgili derin bir süreç. Fakat bundan şevkle nemalanan ve nemalanmakla beraber onu çoğaltan akım, milliyetçiliktir. Milliyetçi şiddetin, herhangi bir ideolojik gayrete de girmeden, herhangi bir “işlemden” geçirmeye lüzum görmeden&lt;SPAN style=&quot;mso-spacerun: yes&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/SPAN&gt;doğrudan doğruya lümpen ortamından beslenebilmesinin nedeni de budur. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Milliyetçi-şiddetin faillerine bakıldığında (Hrant Dink cinayetinde de olduğu gibi) gençlerin yoğunlukta olduğu göze çarpıyor. Bunun nedeni nedir? Trabzon&apos;un öne çıkmasının ardında neler yatmaktadır?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Gençlik, bu sözünü ettiğim toplumsal ortamda, bu medeniyet kaybı vasatında, bir türlü sona ermeyen, aşılamayan, hatta belki ebedileştirilen bir ergenlik hali anlamına geliyor. Ergen, nasıl biridir? Empati kuramaz, feci derecede egosantriktir, bununla beraber feci derecede güvensizdir; “doğal” arzuları, güdüleri çok şiddetlidir ama beri yandan bunları tatmin etmeyi “doğallaştıran”, böylece onu rahatlatan çözümler bulamamıştır. Savrulmalara, fanatik coşkulara kapılmaya yatkındır. Bu ergenlik halinin sündürülmesinin, Türkiye’de gençlerin yapısal krizi olduğunu düşünüyorum; dahasıb unun&lt;SPAN style=&quot;mso-spacerun: yes&quot;&gt;&amp;nbsp; &lt;/SPAN&gt;Türkiye’nin bir türlü reşit hale gelemeyen toplumsal-siyasal kültürü için bir metafor olarak kullanılabileceğini düşünüyorum. Her neyse, konumuz açısından önemli olan; ergenliği aşamayan gençlik potansiyelinin, faşizan tahrikler için müsait bir tarla olduğu ortada.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Trabzon’un öne çıkmasının bir nedeni, “delikanlılık”, bıçkınlık… adı altında, sözünü ettiğimiz ergen halinin iyice uçlarda yaşandığı bir memleket köşesi olması olabilir. Ama başka nedenlere de bakmalıyız. Kentin sosyo-ekonomik gerilemesi gibi. Tahrikçi faşizan odakların burada özel surette “çalışmış” olduğuna dair işaretler de var.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Hrant Dink cinayetinin ardından ilk defa milliyetçi-şiddet bu kadar geniş tabanlı eleştiri ve tepkiye maruz kaldı. Dink cinayeti bir dönüm noktası olabilir mi?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Öyle olmasını umalım. Asıl önemlisi, bunun için çalışmak gerekir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;I style=&quot;mso-bidi-font-style: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Evrensel&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/B&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;, 28.1.2007&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;</description> 
  <category>Röportaj</category>
  </item><item>
  <title>Komünalizm: Liberter Gelenek - Kenneth Rexroth</title> 
  <pubDate>Sun, 20 Jul 2008 21:05:54 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/komunalizm-liberter-gelenek---kenneth-rexroth </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/komunalizm-liberter-gelenek---kenneth-rexroth </guid>
  <description>&lt;DIV style=&quot;BORDER-RIGHT: windowtext 1pt solid; PADDING-RIGHT: 4pt; BORDER-TOP: windowtext 1pt solid; PADDING-LEFT: 4pt; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: windowtext 1pt solid; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: windowtext 1pt solid; mso-element: para-border-div; mso-border-alt: solid windowtext .5pt&quot;&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 0.5pt solid; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-bottom-alt: 1.0pt; mso-border-bottom-alt: .5pt solid windowtext&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Komünalizm: Liberter Gelenek &lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-top-alt: 1.0pt&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: maroon; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Kenneth Rexroth&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;&lt;/DIV&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;EM&gt;&lt;B&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 8pt; COLOR: #333333; FONT-FAMILY: Tahoma&quot;&gt;Siyahî, Sayı 4 - Çeviren: Mustafa Erata&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/EM&gt;&lt;B&gt;&lt;I&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 8pt; COLOR: #333333; FONT-FAMILY: Georgia&quot;&gt;&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/I&gt;&lt;/B&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: #333333; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;1918’den önce “komünizm” kelimesi, Devlet sosyalizminin radikal, devrimci bir biçimi olan ve Rus Bolşevikleri tarafından temsil edilen bir çeşit Sol Sosyal Demokrasiyi ifade etmiyordu. Tam aksine, bu sözcük, şu ya da bu şekilde Devleti ortadan kaldırmayı isteyenlerin, sosyalizmin iktidarı alma meselesi olmadığına inananların, bunun yerine iktidardan kurtulmayı ve toplumu zorlayıcı olmayan insan ilişkilerinin organik bir topluluğuna çevirmek isteyenlerin kullanımındaydı. Bunun, toplumun geçmişteki doğal hali olduğuna, ve Devletin de yalnızca, gönüllü birliklerde bir araya gelen ailelerin ev idaresinin, [yani] oeconomia’nın normal bedeninin üzerinde büyüyen bir hastalık olduğuna inanıyorlardı. “Sosyalizm” kelimesinin kendisi bile ilk olarak 19. yy Amerika’sında yaygın olan özgür komünist topluluklara uygulanmıştır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Liberter komünizme inanan insanlar, her biri kendi ustalarıyla, teorisyenleriyle, önderleriyle, örgütleriyle ve literatürüyle, kabaca üç genel teori altında gruplanabilir. İlki daha sınırlı bir çeşitlilikte olan anarşistlerdir: komünist anarşistler, mutualistler (karşılıkçılar), anarko-sendikalistler, bireysel anarşistler ve bir kaç grup ve kombinasyon. İkinci olarak, amaçlı toplulukların üyeleri, kesinlikle daima dini esinliydiler. “Komünalizm” ve “komünalist” kelimeleri yavaş yavaş ortadan kalkıyor gibi görünmektedir ve bu kelimeler bu gruba gayet iyi uygulanabilir -şimdilerde çok kafa karıştıran “komünist” kelimesinin aslında bunlara en iyi uyan kelime olmasına rağmen. Üçüncü olarak, 1918’den önce Sosyal Demokrat İkinci Enternasyonal’e meydan okuyan yaygın bir hareket haline gelen Sol Marksistler vardır. Devrimin ilk günlerinde Bolşeviklerin devrimi desteklemeleri için yardım talep ettikleri onlardı. Lenin’in Devlet ve Devrim’i onların düşüncelerinin otoriter bir parodisidir. Zamanında buna “şimdiye dek yazılmış en iyi seçim öncesi broşür: ‘bizi seçin ve biz yok olalım’.” demişlerdi. Lenin onlara karşı ‘Sol Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı’nı yazdı. Şöyle bir hikaye var: Komünist Enternasyonal kurulduğunda bir delege isme itiraz etmişti. Bütün grupları işaret ederek “fakat komünistler zaten var” demişti. Lenin yanıtladı: “hiç kimse onlardan bahsedildiğini duymadı, ve biz onların işini bitirdiğimizde kimse de duymayacak”. Bugün bu fikirler hiç olmadığı kadar daha baskındır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Doğu Almanya, Polonya, Macaristan, Çekoslovakya gibi Rus iktidarına karşı çıkan ayaklanmaların hepsi başlarda aynı biçimdeydi, 1921’deki Kronstadt’lı denizcilerin ayaklanması –özgür Sovyetler, işçi konseyleri, mahalle komiteleri ve köylü komünleri- Barselona’daki, Katalunya ve Endülüs kırsalındaki İspanya İç Savaşı’nın ilk yıllarındakilerle aynı toplumsal biçimdeydi. Bu ayaklanmaların gerici ve anti-komünist oldukları bir örnek yoktur. “Serbest Girişime Dönüş” sloganı bir daha asla yükselmemişti. Gerçek şudur ki, okul çağındaki bütün çocuklara öğretilen Komünist Manifesto ve Devlet ve Devrim’le birlikte, bir toplum Bolşeviklerin bürokratik Devlet kapitalizmine bir kere döndüğünde ve iktidar yapısını reddettiğinde, o toplumun gidecek hiçbir yeri yoktur. Resmi Komünizmin olası tek tamamlayıcısı özgür komünizmdir. Kapitalizm öncesinde olduğu gibi, egemen sınıf öğretisi olarak Marksizm kendi içinde kendi yıkımının tohumlarını taşır. Rus hegemonyasından özgürleşmeyi başaran bir Komünist Partisi olan Yugoslavya’da, daha fazla işçinin endüstri, siyaset ve ekonomik devolüsyona katılması ve federe komünler kaçınılmazdır. Yugoslav Komünist Partisi belki de, Milovan Djilas’ın dediği gibi, yeni bir egemen sınıftır; Rus baskısına dayanmak için bir sınıf, yaygın desteği garanti altına almak için sürekli ayrıcalığı kabul etmek zorundadır, ve bu ayrıcalıklar hem bürokrasi hem de işçi sınıfında ortak olan ideolojik bir bağlam içerisinde yer alır –“komünizm”e bağlılık.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Büyük Çin Kültür Devriminden beri benzer bir süreç devam etmektedir, fakat yukarıdan aşağıya doğru. Çin Komünist Partisi, Rus Bolşevik devriminin ilk iki yılındaki toplumsal ilişkileri, yoğun bir nüfusun her seviyesinde, demokratik yöntemlerle değil daha sert ve zorlayıcı bir otoriterlikle yaratmayı ve korumayı denemektedir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Dünyanın sözde sosyalist yarısındaki durum budur: kapitalist yarıda ise ideolojik gelişim çok daha ileridir, fakat pratik sonuçlar 19. yy kapitalizminin endüstriyel ve finansal organizasyonlarından miras kalan iktidar yapısı tarafından engellenir. Merkezsizleşmeye (desentralizasyon) ve üretim açısından inisiyatiflere yönelik eğilimler eskimiş hukuki aygıtlar tarafından maskelenir. Bu, devrimci gelişimin daha açık olduğu fabrika ya da hükümet bürokrasisinden uzaktaki bireylerin kişiler-arası toplumsal ilişkilerinin serbest alanlarındadır. Devlete ve ekonomik sisteme yönelik etkili bir saldırı güç gerektirir, ve basitçe sistemin polis gücü olan devlet şimdiye kadar tüm etkili güce sahiptir. Nümayişler veya Molotof kokteylleri hidrojen bombasından önce de aynı derecede güçsüzdü. Bu nedenle, önemli değişimler genç isyancıların “yaşam tarzı” diye adlandırdığı alanda gerçekleşti. Ve yine bu yüzden, hem Yaşlı Solun hem de Sağın kıdemlileri onları asalaklıkla suçladılar. Komünler, yaşlı nesillere, geç kapitalizmin lüksleri olduğu kadar müzik ya da uyuşturucunun gayet kârlı bir patlaması olarak da göründü.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hakim toplumda yoğunlaşma ve kişiliksizleştirme arttığında, sermaye yoğunlaşması yığınlar ve uluslararası şirketlerin daha büyük işletmelerinin darbesiyle birlikte arttığında, giderek daha fazla yerel inisiyatif merkezi Devletin hükümleri tarafından kaldırıldığında, ve bilgisayarlaşma ile otomasyon hem emekteki hem de yönetimdeki insan inisiyatifinin rolünü daralttıkça, hayat daha da gerçekdışı ve amaçsız hale gelir. İnisiyatife sahip olduğu yanılsamasına hâlâ bağlı olan küçük bir seçkin grubu hariç olmak üzere hayat herkes için anlam yokluğu halini alır. Eylem ve tepki –tez ve antitez- işlerin bu durumu kendi karşıtını üretir. Tüm dünya üzerinde insansızlaştırmaya karşı içgüdüsel bir ayaklanmaya şahit oluyoruz. Marksizm, değişen ekonomik sistemin kişiyi işinden, arkadaşlarından, ve kendisinden yabancılaştırmasının bertaraf edilmesini önerir. Ekonomik sistem değişmiştir, fakat kişinin kendisine yabancılaşması sadece artmıştır. Buna ister sosyalizm isterse kapitalizm diyelim, insani tatmin ve hayatın anlamı bağlamında Doğu ve Batı aynıdır. Bu yüzden, bugün varolan isyan, birincil olarak değişen politik ve ekonomik yapıyla alakalı değil, aynı zamanda da doğal olarak kişinin kendine yabancılaşması üzerine kafa kafaya bir çatışmadır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;İsyan biçimindeki bu alternatif toplum büyük oranda içgüdüsel olarak vücut bulmaktadır. Devrimlerin iki yüzyılı seçenekleri tüketmiştir. Dönecek başka bir yer yoktur.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Bu kesişim noktasında ekolojinin çok büyük oranda popüler olması gerektiği doğrudur. Bir kişinin üzerinde yaşadığı dünyayı tahrip etmesi, yaşam çevresini madenciliğe feda ederek kendi neslini tüketmeye sürüklemesi ve tüm iş girişimlerini maden işletmeleri lehine azaltmaları adil değildir. İnsan ırkı türlerin belli bir çeşididir, dahili olarak tür içindeki kişiler arası, ve harici olarak da diğer türlerle belirli ilişkilerle, belirli bir çevrede gelişir. Eğer böyle olmasaydı, insan ırkı evrimleşmeyebilirdi, ve bu dar bir modifikasyon (değişim) aralığında devam etmeseydi insan nesli tükenebilirdi. İnsanın çevresiyle ve kendi türdeşleriyle varolan ilişkisi, türlerin evrimi için optimum gerekliliklerden çok farklı hale gelmiştir, bu tür sürdürülemeyeceğini bildiğimiz insanlıktır. Böyle bir durumda, yeniden düzenleme için bir talep, omurgasız bir hayvanın elektrik şokuna maruz bırakıldığı koşullarda verdiği tepki gibi içgüdüseldir. Bu, tüm liberter ve komünal gelenek eğilimleri ve ekollerinde ortak olan şeydir. Başlıca vurgu, insanın organik bir topluluğun, bir biotanın üyesi olması, hemcinsleri ve çevresiyle yaratıcı ve sömürücü-olmayan bir ilişki içinde olması üzerinedir. Elisée Reclus ve Peter Kropotkin gibi anarşist komünistlerin her ikisi de coğrafyacıydı, hem de ekoloji biliminin kurucusuydular.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;18. yy öncesinde insan hayatta kalmak için çevresiyle işbirliği kurmak zorundaydı. Buna rağmen Buzul Çağının sonuna kadar gelişen büyük memelilerin ortadan kaybolmasından avcı insanlar sorumlu tutulmaktadır, aslında biotanın çok küçük bir parçasından da; ormanların yok edilmesi, anız-yakım tarımı, ve sulanabilen topraklarda tuz birikmesi bütün uygarlıkları tahrip etmiştir. Endüstriyel ve bilimsel çağın saldırısıyla, bir tarladan çok bir madene yatırım yapmayı seçen işletme girişimleri dünyayı gittikçe daha fazla tehdit etme eğilimindedir, aynı şekilde insan kaynaklarını da. İnsan ırkı bu gidişatta ısrarlıysa bu yüzyılın sonunu göremeyeceği bugün açıkça ortadadır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ekonomik sistem çalışmaları, doğru Marksist tarzda, komünalizmin ve anarşizmin birçok fenomenini üretmiştir. En belirgini, Batı dünyası boyunca muazzam büyüyen komünal yaşamın kendisidir. Can çekişen Keynesyen ekonominin enflasyonundan kaçışla birlikte, binlerce genç, özellikle çocuklu gençler, orta-sınıf refah toplumundaki hayat standartlarını korumayı olanaksız buluyorlar ve sadece küçük komünlerde gerçek fakirlikten kaçabiliyorlar. Aynı zamanda, görkemli evlerde ve yirmi-odalı apartman dairelerindeki yaşam tarzı sona ermiştir, ve bu mekanlar harcamaları ve sorumluluğu paylaşan gruplar tarafından devralınmıştır. … Kentsel yaşam çok pahalı, çılgın, tehlikeli olduğu kadar bozuk hale geldiğinde ve vergiler toplum yaşamından çok savaşlara harcandığında, giderek daha fazla insan şehirden kaçıyor ve artık endüstrileşmiş tarımla baş edemeyen 25 dönümden 80 dönüme uzanan eski-tarz genel çiftlikler üzerine kırsal komünler inşa ediyorlar.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Ekonomi ile Engels’in “üstyapı” olarak adlandırdığı şey arasındaki açık ilişkiyi sorgulayamayız. Günümüzdeki bu tarz komünlerin, bir açıdan, insani özelliklerden mahrum hakim toplum üzerindeki insani parazitler oldukları doğrudur, fakat hakim toplumun bir kaos ve nükleer savaş ile yıkılması halinde en azından kırsaldaki birilerinin yaşayabileceği varsayımı da doğrudur. Ekonomik olarak bağımsız olmak için komünler, sürekli olarak yoğunlaşan hakim ekonominin sistematik bir terk edilmesi olarak kendi ekonomilerini geliştirmek zorundadır. Bu, kökten anlamda bütünüyle farklı bir yaşam değerleri skalası içindeki bütünüyle farklı bir yaşama standardı gerektirebilir. Fakat bu tabi ki yavaş ilerleyen şeydir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Alternatif bir toplumun gelişiminin karşı karşıya olduğu neredeyse tüm sorunlar, liberter gelenekteki teorilerin bir yerinde tartışılmış ve uygulanmıştır. Friedrich Engels Ütopik ya da Bilimsel Sosyalizm arasında bir karşıtlık yaratmıştır. Marx ve Engels’in bilimsel sosyalizminin, sosyalist devrimin kaçınılmazlığını ve bu yüzden de devrimcinin görevinin, asla nerede, ne zaman, neden, nasıl veya ne sorularını sormadan tarihle el ele vermek olduğunu neredeyse matematiksel olarak gösterdiği varsayılır. Bu sorulara önceden cevap vermeye yönelecek herhangi bir girişim “ütopyacı” idi. Fakat tarih sadece aynıların daha fazlasını üretmiş ve buna sosyalizm adını vermiştir. Bu temel sorulara önceden cevap vermemekle, yeni bir toplumun ne olması gerektiği hakkında bir planın olmamasıyla, Marksizm “laf olsun diye devrim”den çok da uzağa düşmemiştir. Bugün toplumsal değişimin daha açıkça tasavvur edilen bir geleceğe doğru ilerlemesi gerektiğini ya da bunun bir felakete doğru gideceğini fark ediyoruz. Bu ütopya da olabilir felaket de.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Teknoloji, suyun buhara dönüşmesi gibi, niceliğin niteliğe tahvil edildiği kritik bir noktayı geçtiğinde, daima toplumsal yapı ile bağdaşmaz bir hale gelir, özellikle de 19. yüzyılda endüstriyel ve finansal sömürünün iktidar yapısındaki gibi. Kapitalist sömürü yöntemlerinin feodal ve merkantil biçimlerin kabuğunu çatlattığı 18. yy ve 19. yy başlarındaki gibi toplumsal biçimler ve ekonomik içerik arasındakiyle aynı türden bir çelişki ortaya çıkıyor. Kapitalist sistemin ve Devletin varolan eğilimlerinin, ilerleyen teknolojiyi daha büyük endüstriyel, yönetsel ve politik yoğunlaşma amaçları için kullanma eğilimine rağmen bu değişimlerin gerçek potansiyeli karşıt yöne doğru ilerliyor. Ekonominin geniş alanı üzerinde bu, radikal bir bozulmayı ve üretimin merkezsizleşmesini başlatabilecek artan bir olanak haline geliyor. Aynı zamanda, bedensel kas enerjisi anlamında emek gücü önemini yitiriyor; ve eğer bugün Marx’ın ve Ricardo’nun iktisadı gibi yeni bir ekonomi modeli inşa etmek mümkün olsa bile, bu anlamda emek gücünün değerin tek ve başlıca ana kaynağı olup olmadığı sorgulanabilir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Üretimin amacı kar değil de hayatı zenginleştirmek olsaydı, kolay, ilgi çekici ve yaratıcı işlerin giderek daha çoğunu bugünden yapmaya başlamak epey mümkün olurdu. Zaten dile düşmüş şekliyle, monoton çalışmanın belirli çeşitleri –montaj bandı otomobil üretimi, eski tarz madencilik, ve bunun gibiler – işteki moral bozukluğundan ve tam üretim için yeterli işçileri toplamadaki acizlikten sıkıntı çekiyorlar. Detroit’teki uyuşturucu kullanımı aşağı yukarı Vietnam’da olduğu kadar yaygındır - ve yine aynı nedenlerle çekilmez bir hayat tarzının reddi de öyle.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Hayat tarzındaki değişmesine duyulan istek, eskimiş toplumsal yapıların tıkanmasına karşı sürekli olarak vurgulanır, ve iktidar yapısının izin verebileceği hallerde bunlar yıkılır ve kırılır. 19. yy ve 20. yy’ın başlarına has özel ekonomik evlilikler, üretim makinesindeki bir dişli çark kadar demode hale gelmiştir. (Ibsen’in Bebek Evi’ni yazdığı zamanlarda başlamıştır.) Halihazırdaki politik, ekonomik, ve dini sistemler anlamlı hiçbir alternatif önermiyor. Sonuç olarak, cinsel devrim, feministlerin ve ilk anarşist hareketin özgür aşıklarının en vahşi rüyalarını aşan bir şekilde vuku bulmuştur. Yirmi yıldan fazla bir süre önce bir kadın arkadaşım “Bu gece sahile park etmiş her arabanın içinde bir Emma Goldman var” demişti. Günümüzün talebi, gelişigüzel ve müşterek ilişkiler değil, kişiler arası ve kişisel olarak anlamlı bir çeşit birlikteliktir. Bu tarz ilişkilerin yaygınlaşması toplumsal yapıyı son derece değiştiriyor. Kısa bir zaman önce anarşist bir yaşam tarzı bilinçli bohemlerin ve devrimcilerin küçük bir azınlığıyla sınırlanıyordu. Bohemlik yabancılaşmanın alt kültürüdür. Önceki toplumlarda bilinmiyordu, kapitalizmin kendisiyle gelişti. William Blake, William Godwin ve onların çevreleri Fransız Devrimi ve endüstriyel çağın başlangıcıyla aşağı yukarı çağdaştır. Bohemlik hakkında şu söylenebilir; içerisinde sanki devrim tamamlanmışçasına yaşayanların olduğu asalak bir ütopya; ya da tekrarlarsak, bohemlik zengin lüksünün zevkini çıkarmak için fakirlere ihtiyaç duymayı önsayar. Bu basitçe şu anlama gelir; kapitalizm başından beri, doğal bir ürün olarak, küçük ve yavaş yavaş büyüyen kendi yabancılaşmasını ve anlam eksikliğini açıkça reddeden bir insanlar sınıfını gizler. Sermayenin ilkel birikiminin zor dönemlerinde bile, sistem çok etkisizdi, eğer birisi şanslıysa, nitelikliyse, genellikle iyi eğitimliyse, ve korkunç yoksulluk seviyesinin üzerinde doğduysa, sistemin kendi gedikleri içinde farklı bir hayatı yaşamak mümkündü. Gedikler bugün varlıklı bir toplumun her yerinde açılmıştır. Binlerce insanın endüstriyel kapitalist ekonomiden kaçabileceği ve kösele veya batik ya da deri işleri yaparak yaşayabileceği doğrudur, veya gitarı tıngırdatmak yüzeysel ve önemsiz görünebilir. Ama öyle değildir. Sorun otomobilleri aynı yolla üretmek için ekonomiyi yeniden örgütlemektir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Büyük bir savaşın insan ırkının imhasıyla sonuçlanabileceğini, ve bununla birlikte varolan politik ve ekonomik sistemlerin hiçbirinin olanaksız bir savaşı sürdüremeyeceği sürece bunun nihayete ereceğinin bugün herkes bilir. İkinci Dünya Savaşından beri Kore’deki ve Vietnam’daki iki büyük çatışma tam bir moral çöküntüsünü kırmıştır. Savaş olmadan da ekonomik ve politik sistemler aynı tarz bir karamsarlık üretir. Uygarlık çöküşünün semptomları bizim için günceldir, ve Roma İmparatorluğu’nun son yıllarında olduğundan çok daha fazla vurgulanmaktadır. Henüz bu semptomların hepsi ille de patolojik değildir. Çağdaş dünya iki karşıt eğilim tarafından çekip ayrılır –birisi toplumsal ölümdür, diğeri ise yeni bir toplumun doğuşudur. Günümüzün kriz fenomenlerinin çoğu tezat yüklüdür ve krizin nasıl çözüleceğine bağlı olarak hem ölüm hem de doğum anlamına gelebilir.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;Uygarlık krizi kitlesel bir fenomendir ve ideolojinin bir yararı olmaksızın ileriye doğru hareket eder. Özgürlüğe, topluluğa, anlamlı hayata, ve yabancılaşmaya saldırmaya duyulan istek büyük oranda gelişiminin başında ve içgüdüseldir. Liberter devrimci harekette bu amaçlar ideolojikti, kitaplarla sınırlıydı ya da genellikle geçici olarak sadece küçük deneysel topluluklarda, veya bireysel yaşamlarda ve küçük sosyal çevrelerde zorlukla uygulanırdı. Çağdaş devrimci dalganın, teorisiz ve anti-ideolojik bir devrim olduğu söylenebilir. Fakat teori ve ideoloji, kapitalizmin kendisi kadar eski bir gelenekte zaten mevcuttur. Üstelik, özel yetenekli bireyler sömürücü ve rekabetçi bir sistemin gediklerinde özgür hayatlarını yaşayabiliyorlardı, böylece, eskimiş biçimlerin geride kalması yüzünden, gelişmekte olan kapitalist sistemin geçici ve yerel olarak kırıldığı dönemlerde serbest komünal örgütlenmenin etkili olduğu kısa devrimci balayıları yaşandı. Ne zaman iktidar yapısı sendelese ya da çökse genel eğilim bunu özgür komünizm ile değiştirme eğilimi yönündedir. Bu neredeyse devrimin bir yasasıdır. Şu ana kadar her örnekte, ya Paris Komünü’ndeki veya İspanya İç Savaşı’ndaki gibi eski iktidar yapısı, ya da Fransız ve Bolşevik Devrimleri’ndeki gibi yeni bir iktidar yapısı, bu özgür devrimci toplulukları toptan bir terör ve katliam ile bastırmıştır.&lt;BR&gt;&lt;BR&gt;&lt;U&gt;Kenneth Rexroth’un 1974 tarihli Communalism adlı kitabının “Giriş: Liberter Gelenek” adlı bölümünün çeviridir.&lt;/U&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;FONT face=&quot;Times New Roman&quot; size=3&gt;&amp;nbsp;&lt;/FONT&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&amp;nbsp;&lt;/P&gt;</description> 
  <category>Özgürlükçü Sol</category>
  </item><item>
  <title>huzur isyandadır..</title> 
  <pubDate>Wed, 02 Jul 2008 23:58:45 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/huzur-isyandadir.. </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/huzur-isyandadir.. </guid>
  <description>Açıklama yok</description> 
  <category>Fotoğraflar</category>
  </item><item>
  <title>can sıkıntısı karşı-devrimcidir..</title> 
  <pubDate>Wed, 02 Jul 2008 23:57:46 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/can-sikintisi-karsi-devrimcidir.. </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/can-sikintisi-karsi-devrimcidir.. </guid>
  <description>Açıklama yok</description> 
  <category>Fotoğraflar</category>
  </item><item>
  <title>devlet, kendi şiddetine hukuk bireyinki&apos;ne ise suç adını verir. (Max Stirner)</title> 
  <pubDate>Wed, 02 Jul 2008 23:57:01 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/devlet-kendi-siddetine-hukuk-bireyinkine-ise-suc-adini-verir.-max-stirner </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/devlet-kendi-siddetine-hukuk-bireyinkine-ise-suc-adini-verir.-max-stirner </guid>
  <description>Açıklama yok</description> 
  <category>Fotoğraflar</category>
  </item><item>
  <title>milliyetçilik, farklılıkları okunmaz kılar..</title> 
  <pubDate>Wed, 02 Jul 2008 23:47:28 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/milliyetcilik-farkliliklari-okunmaz-kilar.. </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/milliyetcilik-farkliliklari-okunmaz-kilar.. </guid>
  <description>Açıklama yok</description> 
  <category>Fotoğraflar</category>
  </item><item>
  <title>Yazı, Sol ve Gündelik Hayat - Işık Ergüden</title> 
  <pubDate>Tue, 01 Jul 2008 19:47:24 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/yazi-sol-ve-gundelik-hayat---isik-erguden </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/yazi-sol-ve-gundelik-hayat---isik-erguden </guid>
  <description>&lt;DIV style=&quot;BORDER-RIGHT: windowtext 1pt solid; PADDING-RIGHT: 4pt; BORDER-TOP: windowtext 1pt solid; PADDING-LEFT: 4pt; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: windowtext 1pt solid; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: windowtext 1pt solid; mso-element: para-border-div; mso-border-alt: solid windowtext .5pt&quot;&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 0.5pt solid; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-bottom-alt: 1.0pt; mso-border-bottom-alt: .5pt solid windowtext&quot; align=center&gt;&lt;B&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Yazı, Sol ve Gündelik Hayat&lt;/SPAN&gt;&lt;FONT size=3&gt;&lt;FONT face=&quot;Times New Roman&quot;&gt; &lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/FONT&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-top-alt: 1.0pt&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: maroon; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Işık Ergüden&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: maroon; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;&lt;/DIV&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 8.5pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Verdana&quot;&gt;Birikim Sayı: 167&lt;/SPAN&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Sol üzerine hâlâ yazıyor olmanın zımni bir kabûlü olduğu ortada: Yazının etki gücüne, dönüştürücülüğüne, hattâ yıkıcılığına inanç... Yazıyor olmak, böyle bir inancı ister istemez içinde barındırıyor; belki bugün belki de –gerçek ya da hayali- geçmişte yazının sahip olduğu bir imkân! Bugün bir yana, geçmişte böyle bir (birçok) işlevi olduğu düşünülebilir yazının. Aydınlanma ideolojisiyle (“toplumcu gerçekçilik”e kadar uzanan versiyonlarıyla) birlikte, yazara ve yazıya yüklenen işlev idealize edilmiş olsa da, bu düşüncenin kimi gerekçelerle örtüştüğü varsayılabilir. İster insanların arayış ve merak gücüyle, isterse de toplumsal hayatın henüz yeterince katı ve sarsılmaz kurumlaşmaları yaratamamış olmasıyla (ya da başka şeylerle) açıklayalım, düşünce ile pratik arasındaki ilişkinin tarihin bir dönemlerinde bugüne kıyasla daha doğrudan yaşanmış olduğu da varsayılabilir. 18., 19. yüzyılda, hattâ 20. yüzyılın ilk yarısında yayımlanmış (ve birçoğu çığır açıcı olmuş) felsefi, politik, edebi metinlerin yarattıkları etki gücü büyük olmuştur. Felsefi, politik, sanatsal akımlar, hareketler doğmuş, geleneksel olana saldırılmış, şiddetli tartışma ve polemikler yaşanmıştır. Hâlâ elimizden düşürmediğimiz, yeni anlamlar aradığımız, hattâ bizim zihniyetimizi de belirleyen, tekrar tekrar okuduğumuz yazarlar ve metinler çoğunlukla artık klasikleşmiş bu “geçmiş külliyat”tır (ve bugünün yaratıcılığına da acaba “o çapta” bir şey var mı diye bakarız çoğu zaman). &lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Böyle bir etkiye ve yıkıcılığa işaret &lt;! **xml:namespace prefix = st1 ns = &quot;urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags&quot; /&gt;&lt;st1:City w:st=&quot;on&quot;&gt;&lt;st1:place w:st=&quot;on&quot;&gt;eden&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:City&gt; bir başka olgu ise, kurulu düzenin yine o dönemlerde birçok metin ve yazar karşısındaki tavrıdır. Marki de Sade sonuç itibariyle bir aristokrattır ama yazılarındaki yıkıcılık aristokrasiyi de devrimin iktidarını da rahatsız edicidir; yaşamının önemli bir bölümünü zindanda geçirmiş, eserleri 20. yüzyılın bile büyük bölümünü “yasaklı” yaşamıştır... Örnekler çoğaltılabilir. Yazı, kutsallık kurucu olduğu kadar (İncil, Kuran...) kutsallık yıkıcı da olabilmiştir. Yazı, bir anlamda Tanrı’nın ya da Sezar’ın gücüne denk görülmüş, uhrevi ve dünyevi iktidara saldırı olarak algılanmış olmalıdır. Hattâ yıkıcılığın yolu büyük ölçüde yazıdan da geçmiştir. El altından dolaştırılan manifestoların, risalelerin gücü; bunları okuyanların, ezbere tekrarlayanların, çoğaltanların aura’sı azımsanamaz; hattâ metne yönelik ilginin doğal olarak yazana dönük olmadığı da gerçektir. Silâha ve kitaba el basılarak katılınan gizli cemiyet tarihleri, silâhın yok ediciliğiyle kitabınkinin eşdeğer görülmesinden başka bir anlam taşıyabilir mi? Politik muhalefet hareketlerinin aydın orta sınıf insanlarının damgasını taşımış olması, başka şeylerin yanısıra, yazının bu hareketlerde taşıdığı güçle ilişkidir muhtemelen...&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Bugüne geldiğimizde, yazarın ve yazının aura’sını yitirdiği; bu yitimin öncelikle yazının kopyalanabilirlik, dağıtım, dolaşım olanaklarının (internet’le de birlikte) neredeyse sınırsız bir hal almasına bağlı olduğunu; yazının “demokratik” ve ulaşılabilir bir konuma (nihayet!) geldiği... söylenebilir. Diğer yandan, toplumsal-kurumsal yapıların, hiyerarşilerin yerleşmesine bağlı olarak yazının etki gücünü yitirmiş olması nasıl muhtemelse, insanları bunaltan ve ezen bu kurumlar karşısında ümidini tümüyle yitirmiş, gündelik olanın içinde hayatta ve ayakta kalmaya çabalayan insanın (yazan ve/veya okuyan olarak) etkileme, etkilenme, değişme, değiştirme çabasından da giderek uzaklaştığı, daha çok ömür denen o süreyi doldurmaya çabaladığı, yazının da ancak böyle bir çabaya (büyük ölçüde maddi anlamda) katkısı varsa kullanıldığı düşünülebilir (bir “meslek” aracı olarak yazı!). Herkesin kendi hayatını yazabildiği, iç dökebildiği, teşhirciliği ve röntgenciliği “edebiyat” adına yapabildiği bir dünyada yeni bir Raskolnikov arayışı beyhude bir çaba olarak kalabilir; “akademi”nin, üniversitenin bilimsellik formatlarının bunca baskın olduğu, her şeyi didik didik edip analiz &lt;st1:City w:st=&quot;on&quot;&gt;&lt;st1:place w:st=&quot;on&quot;&gt;eden&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:City&gt; “titr” sahibi yazarların kitaplarının bolca bulunduğu bir dünyada yeni bir Ethika ya da Manifesto arayışı da boş olabilir... &lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Deha ürünü bir şey yok artık, her şey tamamen demistifiye, her şey vasat, her şey ılık, çoğulculuğa, tüketime ve gösteriye saygılı... (Türkiye gibi garabet ülkeleri saymazsak) her konuda her şeyi yazmakta serbest insanlar; çünkü yazının etki gücü kalmadı. Hayatlarımızı didik didik ederek en sapkın duygu ve düşüncelerimizi ifade edebiliriz, hattâ bunları ifade ettik diye medyatik bir ilginin odağı da olabiliriz; ama bunların bir manifestoya dönüşme ihtimali çok cılızdır. Diğer yandan da, hayatın kendisi, bunları dile getirmeyen ama yaşayan insanlar için her türlü gösterişten uzak, son derece acıtıcı ve iğrenç olmaya devam ediyor... Yazı yıkıcı değil artık. Egemen sistem, yazıyı çoktan masetti, içine aldı ve öğüttü; dışkı hakkında yazmayı da serbest bıraktı, meslek haline getirdi, parasını ve sopasını kullandı, ürkütücü olan yazı değil çünkü...&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Politik yazının durumu da böyle. Çoğunlukla analiz düzeyinde; olsa olsa eleştirel... ama hemen hemen her zaman akademik formatta (akademi kökenli), alıntıları, dipnotları, referansları sağlam, bilgi (ya da politika) hiyerarşisi içindeki konumdan desteğini alan, yüreğe (ya da hayata) hitap etmekten çok uzak, birbirinden ayırt edilmesi neredeyse imkânsız, asla öne çıkmayan metinler... En yıkıcı metinlere bile hayat imkânının verilmiş olduğu (yeter ki hayatlar yıkıcı olmasın!) bir dünyada, bu izni bile kullanmaktan çekinen yazılar... Yazının etki gücünü yitirmesiyle bu yazının alımlayıcısının kalmaması arasında nasıl bir ilişki vardır acaba? Sınıflar arasındaki geçişkenlik giderek ortadan kalkar ve farklı sınıfların buluşma noktaları (düşünce ya da eylem alanları) yok olurken; yazı, profesyonel, akademik çerçeveye (“entellektüel-burjuva” bir yaşam alanına, biçim ve dile) kapanırken, böyle bir yazının hayata dair sözü ne olabilir? Yıkıcılık ve yaratıcılık gücü ne ölçüdedir?&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Kimi ülkelerde, kimi dönemlerde yazıyı reddetmiş, eylemden yana tavır koymuş, eylemi seçmiş insanlar olmuştur. Yazının teslim alınabilir niteliğidir onları korkutan. Örneğin bir Jean Genet’nin metinleri Paris’in en seçkin tiyatrolarında seçkin izleyiciler karşısında sergilenebilir olması ile sistemin homoseksüeller ya da “suçlular” karşısındaki sertliği ve baskısı arasında bir çarpıklık, bir tuhaflık yok mudur? Bu ve benzeri sorulardır insanları yazının sahiciliğinden, kurulu düzenle yazı ve yazan arasındaki arzu edilen mesafeden kuşkuya düşüren ve yazmak yerine eylemi seçtiren... Bu noktada, yazmak, yazmaya devam etmek çok sorunlu bir uğraş: Yazanla yazdığı arasındaki sahicilik ilişkisi bir yana, yazılı metnin alımlayıcılarla ilişkisi, kurumlar karşısındaki, hattâ tarih içindeki konumu... hep sorgulanması gereken şeyler. Hele ki, özgürlük ve eşitlik gibi idealler üzerine kurulu bir söylemde, söylemde bulunan kişinin bu ideallarin gerçekleşmemiş olmasından kaynaklı mağduriyetleri, bu ideallerin gerçekleşmesini engelleyen iktidar ya da sistemler karşısındaki konumu gibi ölçütler söylemin sahiciliğini ister istemez etkilemektedir (örneğin bir Robespierre’in mütevazı ve erdemli yaşamıdır da onun fikirlerini güçlü kılan). Başka hayatlara dair vaazlarda bulunmanın şizofrenik yanı ile yazının olası aldatıcılığı da dikkate alındığında, yazının canice bir haksızlık ve imtiyaz olduğu bile söylenebilir. &lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;* * *&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;BR&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;/SPAN&gt;Bütün bu (auto-)soru ve (auto-)sorgulamalardan amaç, “sol” gibi ister istemez toplumsal bir konu başlığı altında söylenecek sözlere dair bir çekinceyi ifade etmek daha çok: Yazının da (alımlayıcısı olduğu varsayılan) yığının da teslim alındığı bir çağda, vasatın içindeki yerini alacak bir “eleştirellik” (alımlayıcıya asla ulaşmayacak; zaten aynı dili konuşanlarla, aşağı yukarı aynı “cemaat” içinde yaşayanlarla sınırlı kalacak, dolayısıyla hayatı etkilemeyecek, “başka hayatlar”a ulaşmayacak bir yazı) hep mümkündür; deha ürünü bir yaratı peşinde koşmak da mümkündür (belki de bir öncekinden daha anlamlı bir seçenektir). Ya da başka tercihler; eylem, eylemsizlik, susmak... &lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Etiğe ve radikalizme vurguyu; verili olanı reddetmeyi, daha çok da bu sorgulamalar içerisinde bir yerlere oturtmak mümkün olabilir. Sol düşünce, verili olan karşısında (örneğin iktidar biçimleri, kurumlar, hiyerarşiler, gündelik hayatın akışı...) olsa olsa eleştirellik sınırlarında gezinirken, artık bunca kompartımana bölünmüş bir toplumsal yapı içerisinde o eleştirinin de geniş kesimlere ulaşma imkânı kalmamışken, diğer yandan hayal dünyası da (“devlet”ten “yazı”ya kadar) bu aynı araçlara sahip olma ve bunları kendi amacına uygun kullanma özleminin ötesine pek geçememiştir. (Yaşanmış “sosyalizm” ya da “sol hareket” deneyimlerinin, kapitalizmin zihniyet, kurum ve hiyerarşik yapı anlayışlarını bozmadan miras aldığı, sadece bunlara başka ad ve sıfatlar taktığı görülmüştür.) Ama diğer yandan, başta devlet olmak üzere, çalışma, aile, din, askerlik, okul gibi kurumların, insanlık adına, iyi ve güzel bir ideal adına kullanılamayacak kadar lekeli, aşağılık ve çirkefe batmış oldukları bilimsel ve analitik dilde de defalarca ifade edilmiş olgular olmasına rağmen; bu gerçek, “sol” adına, ya “biz iyisini yaparız” yalanıyla ya da konformizmin ve pragmatizmin düpedüz zora dayalı kullanımıyla gizlenmiş, bu kurumlara yaslanılmıştır. Bu durumda, insan adına hayırlı bir çabanın ortaya çıkması zaten pek mümkün gözükmemektedir. &lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Tüm bu kurum ve iktidar ilişkilerini parçalayacak, bunların olmadığı bir toplumsallığın imkânlarını sağlayacak şekilde davranmak, belki de öncelikle, yazının iktidarını, sol adına yazıyor olmanın iktidarını parçalamakla başlayabilir. Muhalif hareketlerin tarihi, büyük ölçüde, bir yerde duran bir kitleye ulaşıp ulaşamama sorunu olarak özetlenebilir; ulaşılsa, doğru ulaşılsa, doğru dil, ifade kullanılsa, böylesi bir bütünleşmeden hayır doğacağına inanılır (ister oy potansiyelini arttırarak isterse de halk ordusunun saflarını sıklaştırarak olsun; iktidara gelmek için). Toplumsal kurum ve oyunlar dikkate alındığında başka tür bir toplumsallık ihtimali yok gözükmektedir. Bu durumda da bir dönem kitleyle bütünleşmiş bir hareketin ve “öncü”nün varlığı; ardından bir hüsran (“öncü”nün öncü, “kitle”nin kitle olamamamışlığı) ve kitle kültürü eleştirisi (bu tür akımların önemli bir bölümünün 20. yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru, hem “devrim”lerin akıbetlerinin az çok anlaşıldığı, Avrupa’da kitlelerin faşizmi ve de otoriter sosyalist denemeleri alkışladığı ortamların ardından; ve de 20. yüzyılın son çeyreğinde, ’60’lardaki kitleselliğin ardından gelmiş olması ilginç değil midir?); sonra da topuzun fazla kaçırıldığı düşüncesi ve yeniden “kitle” ye dönme, ortak dil bulma arayışı... Bu trajik ya da komik olabilecek bir döngüdür. Dahası, Türkiye sol tarihinde de en kitlesel olunan dönemin (“’70’li yıllar”) hem en eleştirilen, hem de en çok referans alınan dönem olması da bir garip değil midir? “Oyuna devam”; yazının iktidarı pekişsin diye!&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;* * *&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN lang=EN-US style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial; mso-ansi-language: EN-US&quot;&gt;Kitlesellik ve kitle kaygısı, solun radikal olmasının ve bir etik temelinde hareket etmesinin engelidir. Bu kaygıyı baştacı etmiş bir solun, örneğin köklü bir din eleştirisine girişmesi, hattâ devleti tümüyle karşısına alması bile neredeyse imkânsızdır. Pragmatizm, kitlesellikle atbaşı gider. Ve bu noktada ideallere, sola elveda demek her tarihsel dönemeçte bir kez daha kaçınılmaz olacaktır. “İdeal yığın”dan ya da “öncü”den söz etmeyi imkânsız kılacak kadar hayvani ve masumiyetten uzak bir kültürel ortam ve toplumsallık içinde; bilmem kaç bin yıllık toplumsal kurumlaşmanın geldiği noktada; ideallerin yaygınlaşması, olası cevapları başkalarına aktarmayı, onlara bu “gerçekleri” açıklayarak onları “saflara katmayı”, dolayısıyla zaten basmakalıp fikirleri ve hayat tarzlarını benimsemeye yatkın, tembel zihinlere en fazla paradigma değiştirtmekten ibaret şeyi değil, belki de bir tür “bağımsızlaşma” sürecini –verili olandan, toplumsallığın simgelerinden, iktidarlardan (ne ölçüde mümkünse!)- gerektiriyor. Aslolan, bu “bağımsızlaşma” sürecinin (ne ölçüde mümkün olduğu, yüzleştikçe, karşı karşıya geldikçe anlaşılır kuşkusuz) başkalarına sirayet etmesidir, yani bir ruh hali aktarımıdır, ruhsal etkileşimdir. Örneğin çalışma kurumundan tüketime ve gösteriye; tıp kurumundan hapishaneye; okul sisteminden medyaya; dinden kültür hiyerarşisine ve akademiye... her alanı tek tek bu “bağımsızlaşma”nın deneyim alanı ve imkânı olarak görmek; eleştirellikle yetinmeden yaratma ve yıkma çabasına girişmek ve tüm sistemle ve tek tek her noktada böyle bir cephe savaşı sürdürmek, hem “başka bir dünya”nın hem de daha gerçek ve etik sorumluluğa dayalı (belki de şenlikli) bir ömür sürmenin imkânı olabilir.&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;</description> 
  <category>Radikal Teori</category>
  </item><item>
  <title>Otorite, ruhun, doğumla ölüm arasında maruz kaldığı en zarar verici travmadır&quot;</title> 
  <pubDate>Fri, 21 Mar 2008 14:35:36 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/otorite-ruhun-dogumla-olum-arasinda-maruz-kaldigi-en-zarar-verici-travmadir </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/otorite-ruhun-dogumla-olum-arasinda-maruz-kaldigi-en-zarar-verici-travmadir </guid>
  <description>&lt;DIV style=&quot;BORDER-RIGHT: windowtext 3pt groove; PADDING-RIGHT: 4pt; BORDER-TOP: windowtext 3pt groove; PADDING-LEFT: 4pt; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: windowtext 3pt groove; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: windowtext 3pt groove; mso-element: para-border-div; mso-border-alt: three-d-engrave windowtext 3.0pt&quot;&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 3pt groove; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: three-d-engrave windowtext 3.0pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: 3.0pt three-d-engrave windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-bottom-alt: 1.0pt; mso-border-bottom-alt: 3.0pt three-d-engrave windowtext&quot; align=center&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 14pt; FONT-FAMILY: &apos;Monotype Corsiva&apos;; mso-bidi-font-weight: bold&quot;&gt;&quot;Otorite, ruhun, doğumla ölüm arasında maruz kaldığı en zarar verici travmadır&quot; &lt;! **xml:namespace prefix = o ns = &quot;urn:schemas-microsoft-com:office:office&quot; /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = u1 /&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 14pt; FONT-FAMILY: &apos;Monotype Corsiva&apos;&quot;&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: three-d-engrave windowtext 3.0pt; mso-padding-alt: 1.0pt 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: 3.0pt three-d-engrave windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-top-alt: 1.0pt&quot; align=center&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 14pt; COLOR: maroon; FONT-FAMILY: &apos;Monotype Corsiva&apos;; mso-bidi-font-weight: bold&quot;&gt;Tom Robbins&lt;/SPAN&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/P&gt;&lt;/DIV&gt;&lt;u1:p&gt;&lt;/u1:p&gt;</description> 
  <category>Aforizmalar</category>
  </item><item>
  <title>Terörün Avangardı - Duna Maver</title> 
  <pubDate>Tue, 11 Mar 2008 00:33:32 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.anarkotopya.com/yazi/terorun-avangardi---duna-maver </link>
  <guid> http://www.anarkotopya.com/yazi/terorun-avangardi---duna-maver </guid>
  <description>&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;! **xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;
&lt;DIV style=&quot;BORDER-RIGHT: windowtext 1pt solid; PADDING-RIGHT: 4pt; BORDER-TOP: windowtext 1pt solid; PADDING-LEFT: 4pt; PADDING-BOTTOM: 1pt; BORDER-LEFT: windowtext 1pt solid; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 1pt solid; mso-element: para-border-div; mso-border-alt: solid windowtext .5pt&quot;&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 1pt; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 0cm; BORDER-BOTTOM: windowtext 0.5pt solid; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 0cm 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-bottom-alt: 1.0pt; mso-border-bottom-alt: .5pt solid windowtext&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Terörün Avangardı&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;BORDER-RIGHT: medium none; PADDING-RIGHT: 0cm; BORDER-TOP: medium none; PADDING-LEFT: 0cm; PADDING-BOTTOM: 0cm; MARGIN: 0cm 0cm 0pt; BORDER-LEFT: medium none; PADDING-TOP: 1pt; BORDER-BOTTOM: medium none; TEXT-ALIGN: center; mso-border-alt: solid windowtext .5pt; mso-padding-alt: 0cm 4.0pt 1.0pt 4.0pt; mso-border-between: .5pt solid windowtext; mso-padding-between: 1.0pt; mso-padding-top-alt: 0cm&quot; align=center&gt;&lt;B style=&quot;mso-bidi-font-weight: normal&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; COLOR: maroon; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Duna Maver&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/B&gt;&lt;/P&gt;&lt;/DIV&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Her ekonomi nihai olarak kendini zaman ekonomisine indir&amp;shy;ger, demişti Marx bir yerlerde. Ve vice versa, zaman kendini ekonomi, ölçme ve kar için dolaşıma indirger. Zamanın saatle simgelenmesi yaşamın mübadele kurallarına göre örgütlen&amp;shy;mesi için gerekli olmuştur. Kapitalist gelişimin başlangıcında, tüccarlar uzamın hesaplanabilirliğinin bir sonucu olarak za&amp;shy;manın bedelini keşfettiler. Ticaret ve mal mübadelesi uzam içinde hareketi gerektirdi ve bir noktadan hedefe doğru hare&amp;shy;ket içinde geçen zamanın hesaplanması kronolojik zamana para-formu iliştirme uygulamasına yol açtı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Zaman = Para. Bir şeyleri tam anlamıyla saklayan çünkü apaçıkmış gibi görünen banal bir lafı güzaf. 2001&apos;de, Zag&amp;shy;reb&apos;de, Darko Fritz Komünist Manifesto&apos;nun 153ncü yıldönü&amp;shy;mü nedeniyle düzenlenen bir sergide, bir tramvayın elektro&amp;shy;nik panosunun üzerine Zaman = Para = Zaman diye yazdı. Tramvayın normal yolu HDLU&apos;yla (Hırvat Görsel Sanatçılar Evi) kent meydanı arasındaydı. Fakat bu kez, tramvay mey&amp;shy;dana giden çizgisel yolu izlemeyip HDLU&apos;nun çevresinde daireler çizdi. Bunu fark etmeyen yolcular tramvaya bedavaya biniyor, ama gidecekleri yere ulaşamıyorlardı çünkü tramvay uzamda hareket ediyor ama bir yere gitmiyordu. Zagreb&apos;deki o gün, bu tramvay başlangıç noktasından hedefe taşıma aracı olarak işlevinin etkin bir olumsuzlamasıydı. Tramvay bir taşıt değil, amaçsız ve zamansız bir hareket halini aldı. Bu Doğu Avrupa&apos;daki alanla değil hareket eyleminin kendisiyle tanım&amp;shy;lanan son zamanların birkaç sanatsal projesinden biriydi. Bu ayrıca onları avangardların tarihsel projesinden ayıran mesafedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Genellikle Dada&apos;nın bir hareket olarak Zürih&apos;te, 5 Şubat 1916&apos;da doğduğu söylenir. Ama bu yanlıştır. 5 Şubat 1916 Hugo Ballı ve Emmy Hennings&apos;in Cabaret Voltalre&apos;inin açılışıydı ve onlar &quot;yönelimleri ne olursa olsun&quot; Zürih&apos;te yaşayan sanatçıları her türden sunum ve katkı yapmak üzere davet etmişlerdi. Bir Dada grubu yoktu, ortak ideolojik bir program altında birleşme de yoktu, sadece savaşa karşı olmalarıyla birbirleriyle bağ kurmuş olan eklektik bir&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;insan topluluğu vardı. Bir dikilitaş kılığına bürünmüş olan Ball, soyut fonetik şiirler okudu, başkaları Janeo&apos;nu grotesk maskelerini giyerek jestli danslar yaptılar ve eşzamanlı şiir okudular. Performansları kısa ömürlüydü, üretim eyleminde tüketiyorlardı kendilerini. Tzara&apos;nın 1918 manifestosu Dada&apos;nın ilk ruh halini sergiler: &quot;Bir manifesto ortaya koymak için şunu istemelisiniz: ABC, 1, 2, 3&apos;e karşı püskürmek, küçük abc ve büyük abcleri fethedip saçmak üzere öfkeye kapılmak ve kanatlarınızı güçlendirmek, imzalamak, bağırmak, küfretmek, nesri mutlak ve çürütülmez bir kanıt biçimine sokmak... Bir manifesto yazıyorum ve hiçbir şey istemiyorum.&quot; İlk Dada manifestosu manifesto yapmanın mantığını ve ardındaki arzuyu sorguluyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Politikaya yanıt veriyordu, ama diyalektik bir eleştirinin diliy&amp;shy;le içeriden değil. Diyalektik mutlak, patlama parıltısıyla olumsuzlamaz, yalnız sistem içinde irrasyonel, dogmatik ya da çelişkili olanı reddederek, rasyonel çekirdeğini güçlendir&amp;shy;mek üzere, onun büyümesini ve bir kara dönüşmesini sağla&amp;shy;mak üzere yavaş yavaş olumsuzlar. Diyalektik olanaksızın sı&amp;shy;nırlarına karşı kanat açarken yaşam arzusunu tüketir. Tza&amp;shy;ra&apos;nın bir keresinde söylediği gibi, diyalektik öldürür, cesetler üreterek yaşar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Diyalektik uzamı zamansallaştırır ve zamanı uzamsallaştırır. Farklı coğrafi teritoryalar tarihsel ilerlemenin yürüyüşüyle taçlanmış tarih aşamalarıyla tanımlanır. Bu yüzden Hegel Prusya Devleti&apos;nin coğrafi teritoryasını, özbilinçliliğin kendin&amp;shy;de ve kendi için oluşunun zamansal [dünyevi] mantığının ger&amp;shy;çekleşmesi olarak yorumlayabilir. Zamanın kendisi de uzam&amp;shy;sallaşmıştır; hiç şimdiki zaman olmayan, hep bir önce gelene bağlı olan ve daha sonra gelecek olan tarafından belirlenen anların bir yığını olarak sunulmuştur. Zaman kar hesaplama&amp;shy;sına, Batallle&apos;in sözleriyle sınırlı bir ekonomiye boyun eğmiş&amp;shy;tir. Zaman bir proje olur - kendini kaybolan, geçici anların ka&amp;shy;yıplarıyla sağaltan bir geleceğe projekte eder. Oluşa katlanılır çünkü hep Olma yolundadır. Dada uzamsız zaman ve zaman&amp;shy;sız uzamdır. Zürih sadece olmayan-teritorya, bir tür olma&amp;shy;yan-yer olduğu için Dada&apos;nın başlangıç teritoryası olarak önemlidir. Bir araya gelenler savaşın çıkmasına yol açan milli politikaları protesto ederek kendi ülkelerinden kaçmış olan göçmenlerdir. Zürih&apos;te ilk ortaya çıktığı zaman, Dada teritor&amp;shy;yanın tahliyesi ve ideolojik söylemin reddi olarak şekillenir. Bu yüzden sınırlar dayatma, tanımlar koyma, içerisi ile dışa&amp;shy;rısı arasındaki sınırları çizmeyle nitelenen teritoryelliğin mantığının ayrıcalıklı bir ifadesi olan manifesto-formunu ala&amp;shy;ya almaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Avangardların kendilerini mikro-uluslar, minyatür devletler olarak kurmalarını sağlayan şey manifestolarının yasaları ve bildirileri sayesindedir. Dada&apos;nın kendini tanımlamadan başla&amp;shy;mış olmasına, üyelerinin onu yıllar sonra tanımlamaya çalış&amp;shy;mış ama bir türlü becerememiş olmasına karşın, Gerçeküstü&amp;shy;cülük 1924 yılında bir sözlük tanımı biçiminde olarak ortaya çıktı: &quot;Gerçeküstücülük, isim. Düşüncenin gerçek işleyişini ifade etmemizi sağlayacağı düşünülen en saf haliyle ruhsal otomatizm... Gerçeküstücülük bir kerede bütün diğer ruhsal mekanizmaları yıkmayı ve yaşamın bütün temel sorunlarını çözmek üzere onların yerıne geçmeye niyetlidir.&quot; Gerçeküstücülük kendini görü saflığıyla, bütünsel olan ve kendini yıkıntıya dönmüş dünyanın tümü üzerine yerleştir&amp;shy;mek isteyen bir görüyle tanımlıyordu. Breton&apos;un Tzara&apos;yla yollarını ayırdığı andan başlayarak, Gerçeküstücülük tüzel bir ton edinir. Yol ayrımı 1921 yılında Maurice Barres&apos;ın &quot;insan ruhuna karşı işlediği suçlar&quot; nedeniyle yapılan sahte-yargıla&amp;shy;ması sırasında gerçekleşti. Barres bir zamanlar Nietzsche ve Stendhal hayranıydı fakat milliyetçi olmuş ve gerici Fransız Milliyeti Cemiyeti&apos;nin başkanlığına geçmişti. Dava tipik bir Dada farsı olarak başladı, Barres&apos;ı davalı sandalyesinde otu&amp;shy;ran tahta bir manken oynuyordu. Breton yargıç, Ribemont &amp;shy;Dessalgnes savcı, Aragon ve Soupault savunma avukatı ro&amp;shy;lündeydi ve Tzara&apos;yla diğerleri de tanıklardı. Tzara komik bir dava olması gereken şeyin ağırbaşlı havasını protesto edince, Breton onun Barres&apos;ın suçlarının ciddiyetini hafife alması yü&amp;shy;zünden öfkelendi. Bu iki uyuşmaz dünyanın ilk açık çarpış&amp;shy;masıyla, Gerçeküstücülük&apos;ün Dada&apos;yı yargılaması ve aforoz etmesi, Gerçeküstücülük bir hareket olarak daha adını alma&amp;shy;mış olsa da gerçekleşmişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Sahte davadan sonra, gerçek davalar geldi. 1925&apos;te, Troç&amp;shy;ki&apos;nin Lenin biyografisini okuduktan sonra, Breton ışığı gördü ve Gerçeküstücülük&apos;ün aradığı politik çizginin sadece Bolşe&amp;shy;vik Devrimi&apos;nin öğretisinde bulunabileceğine karar verdi. L&apos;Humanlte&apos;de bir itiraf yayınladı: &quot;Sadece semantik bir kar&amp;shy;gaşa Gerçeküstücü bir devrim öğretisinin var olduğu yanlış anlayışına yol açmıştır... Hiç Gerçeküstücü bir Devrim kura&amp;shy;mı olmadı. Biz Devrim istiyoruz; fakat biz devrimci yöntem&amp;shy;ler istiyoruz. Bu yöntemler neleri içerebilir? Sadece Komü&amp;shy;nist Enternasyonal&apos;i ve Fransa için, Fransız Komünist Parti&amp;shy;si&apos;ni.&quot; Vitrac, Soupault ve Artaud&apos;nun Gerçeküstücülük&apos;ü bu yeni yönde izlemekteki isteksizlikleri gruptan ihraç edilmele&amp;shy;rine yol açtı. Breton Kasım 1926&apos;da, cafe Le Phophete&apos;de ih&amp;shy;raç nedenlerini açıklamak üzere bir toplantı yaptı: &quot;Bireysel konumların değerlendirilmesi: bütün bu konumlar devrimci bir bakış açısından savunabilir mi? ... ne ölçüde hoşgörülebi&amp;shy;lirler?&quot; 1929&apos;da Gerçeküstücü hareketin üyelerine güncel ideolojik konumlarının bir değerlendirmesini soran bir mektup gönderdi. Birçoğu yanıt vermeyi reddetti ve ihmal nedeniyle dışlandılar. Yanıt verenler 11 Mart günü Bar du Chateau&apos;daki toplantıya &quot;davet edildiler.&quot; Herkes ortaya çıkarıldı ve ahlaki nitelikleri açısından sorgulandı. 7 Gerçeküstücü daha (Baron, Duhamel, Fegy, Prevert, Man Ray, Tanguy ve Vidal) uygunsuz bulundu ve &quot;meslek ve karakterleri nedeniyle&quot; dışlandı. Top&amp;shy;lantının yargı havasından tiksinen Ribemont-Dessaignes gü&amp;shy;rültülü biçimde ayrıldı oradan. Daha sonra Breton&apos;a şöyle yazdı: &quot;Kendi kendine üstlendiğiniz arındırma görevini kesin&amp;shy;likle karşı devrimci buluyorum. Gerçeküstücülük hareketinin bir damgası olan iktidarsızlığa maruz bırakıyor sizi… Siz saf&amp;shy;lık ve yargı bürokratlarısınız.&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Hugo Balı Dada&apos;yı &quot;zamandan bir kaçış&quot; olarak adlandırmıştı - yalnız kendi tarihsel zamanından değil, ayrıca kendini diya&amp;shy;lektik olarak, projeksiyon olarak ölçen zamandan da. Geçici, hatta amaçsız performansların üretimi olarak Dada kendini ileri projekte etmeksizin varoluyordu; şu an sonsuz bir süre anlamını alarak kendine yeterli hale geldi. Hareketin ciddi ol&amp;shy;ması, amaçlar koyması, bir proje olması, kendini proletarya&amp;shy;nın tarihsel kaderiyle müttefiklik kurmasını isteyen Bre&amp;shy;ton&apos;un katlanamadığı şey Dada&apos;nın projeksiyonsuz varlığıydı. Gerçeküstücülük Dada&apos;nın bir tekrar-diyalektikleştirilmesidir; Breton, Hegelci dil için delice bir tutku sergileyerek, Dada&apos;yı olumsuzlanması ve olumlu olarak ve gelecekteki bir vaat uğ&amp;shy;runa bireysel yoğunluk anlarının geçiciliğini ortadan kaldıra&amp;shy;rak aşılması gereken basitçe olumsuz bir moment olarak adlandırmaktadır. Gerçeküstücülük’ün çifte olumsuzlaması ciddi politika ve yüksek edebiyat dünyasına yeniden girmek de&amp;shy;mektir. Ve teritoryayla yeniden özdeşleşmek (olumsuzlama ve ortadan kaldırmalar ilan etme, ilerledikçe amaçlar belirle&amp;shy;me, düşmanları ve sistemin sınırlarını aşan fikirleri belirleme gibi nitelikleri olan ve kökleri Jakoben devrimci geleneğe dek uzanan belli bir Fransız politik talebiyle birlikte), sonuçta da&amp;shy;va ve aforoz ihtiyacı gösteriyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Tarih kendini yineler, ikinci kez fars olarak değil, trajedi ola&amp;shy;rak. 1947&apos;de Paris&apos;e, Tristan Tzara&apos;nın (Samuel Rosens&amp;shy;tock&apos;un) adını yeniden uydurmasına açık biçimde anıştırma yaparak, adını Jean-Isidore Goldstein&apos;dan Isidore Isou&apos;ya çe&amp;shy;viren Romanyalı bir Yahudi geldi. Isou&apos;nun Paris&apos;teki ilk işi Michel Leris&apos;in Dada üzerine yaptığı (Tzara&apos;nın da dinleyiciler arasında bulunduğu) bir konuşmayı &quot;Dada öldü: onun yerini Lettrizm aldı&quot; diyerek bölmekti. Çoğu işsiz, evsiz ya da muh&amp;shy;taç olan bir gençlik alt sınıfının bir toplamı olarak Lettrizm, bir yabancılaşma, bir teritoryaya ait olmama ya da bir milli ideolojiyle özdeşleşmeme haliyle öne çıkıyordu. Proletaryayı kaygı duyacağı mülkiyete ve ailelere sahip, bu yüzden kendi&amp;shy;sini tehlikeye atma yeteneğinden yoksun olan pasif, bütünle&amp;shy;şik bir sınıf olarak reddeden Isou, devrimci potansiyelin genç&amp;shy;liğe, &quot;işleviyle hala örtüşmemiş olan&quot; herkese ait olduğunu düşünüyordu. Isou&apos;ya göre, gençlik cana yakınlık niteliğine sahipti - kar ekonomisinin dışındaydı, piyasanın ölü sezonu&amp;shy;nun, çalışmanın ahlaki zorunluluğunun ve projenin diyalektik zorunluluğunun dışındaydı o.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Isou&apos;dan ayrılan ve Lettrist Enternasyonel&apos;i oluşturmaya yö&amp;shy;nelen Guy Debord ve diğerleri bu cana yakınlığı günlük ha&amp;shy;yatlarında Paris sokaklarını mimariye tutkulu bir merak gös&amp;shy;tererek, boyalı kumaştan elbiseler giyerek ve duvarlara grafi&amp;shy;ti biçiminde izler bıraka bıraka dolanarak gösteriyorlardı:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&quot;Asla Çalışma,&quot; &quot;Tutkuları Serbest Bırak,&quot; &quot;Mola Vermeden Yaşa.&quot; Ekonomik kısıtlamaları modası geçmiş olarak bir ke&amp;shy;nara atan LE hırsızlık ve başka &quot;suç&quot; denen şeylerle ekono&amp;shy;minin marjininde bir yerde yaşıyordu. Lettrist filmler imgele&amp;shy;re karşı bir yasak getirdi ve sinemasal uzamı boşaltarak temsili reddetti. LE şehirde sürüklenmeleri ve sokak eylemle&amp;shy;rinden &quot;geçici, geleceksiz, ara yol..&quot; olarak bahsediyordu. LE, içinde her arzunun şiire dönüştüğü, anların yoğunluğu&amp;shy;nun yeni bir diliyle konuşuyordu (devrim tek bir eylemle ger&amp;shy;çekleşiyordu). Karın diyalektik ekonomisinin dışında olan, en&amp;shy;formasyonel söylemin banallığından ayrılmış, işlerin kalıcılı&amp;shy;ğını reddeden jest ve eylemler yarattııar. Ama Jakoben terö&amp;shy;rün hayaleti olarak Hegelci diyalektik ve Saint Just&apos;ten yar&amp;shy;dım isteyerek, eski yapıların ve eski örgütlenme biçimlerinin içinde sıkışıp kaldılar. Zamanla grup kendini marjinal bir gençlik altkültüründen Situasyonist Enternasyonel&apos;e, tarihin daha önceki isimlerine karşı kendi değerlerini ölçen yeni bir devrimin kendinden menkul peygamberlerine dönüştürdü. il&amp;shy;kel görünümlü iki sayfalık teksir baskılı Potlach&apos;ı bırakıp in&amp;shy;celikli ve çekici SE dergisine geçtiler. Potlach tuhaf, şifreli fragmanlar, kısa şiirler, esin patlamaları içeriyordu. SE uzun kuramsal denemeler, tanımlar ve kendilerininkinin biricik tu&amp;shy;tarlı eleştiri ve gerçek devrimci uygulama olduğunu ilan eden manifestolar yayınlıyordu. Yalnız onlar doğru kurama sahip olduklarından, SE ideolojik tuhaflıkları dışlıyordu ve yaşadığı süre boyunca 70 üyesinden 45&apos;ini ihraç etti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Gerçeküstücülük ve SE&apos;in farklı tarihlerini göz önüne alırken neden esrarengiz bir tekrar görünüyor? Gerçeküstücülük en azından kısmen dışarıdan bir modeli kopyalamıştı - Fransız&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Komünist Partisi&apos;nin bürokratik örgütlenmesini. Fakat SE yalnız FKP&apos;ni ve de küçük Troçkist, Maocu ve Gueveracı grupçukları bir yana atmakla kalmadı, bürokratik örgütlen&amp;shy;meden nasıl kaçınılacağı da kuram ve programlarının merke&amp;shy;zinde yer aldı. İmzasız &quot;Silahlanma Talimatları,&quot; devrimci bir projenin en önemli sorununun &quot;herkesin katılımını&quot; talep eden &quot;örgütlenmenin kendi içinde yeni tür insanı ilişkiler kur&amp;shy;ma&quot; olduğunu iddia ediyordu. &quot;Pratik Hakikati Amaç Olarak Belirlemek&quot; adlı yazısında Vaneigem SE&apos;in &quot;hakim dünyanın hiyerarşik durumlarında herhangi biri içinde çoğalmayı red&amp;shy;dettiğini&quot; yazdı. &quot;Bütünsel demokrasisi içinde yer almanın tek sınırı her üyenin onun getirdiği eleştirinin tutarlılığını ta&amp;shy;nıması ve paylaşmasıdır.&apos;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Vaneigem&apos;in SE&apos;in hiyerarşik olmayan örgütlenmesi olarak tarif ettiği şey kurucu öğretinin ahitiyle bağlanmış bir kar&amp;shy;deşler birliğine ya da bir eşitler topluluğuna benzemektedir. Topluluğun içinde hiyerarşi yoktur, herkes eşittir, deneyler kolektiftir, eylem ve metinler birlikte üretilir, genellikle imza&amp;shy;lanmaz. Gruptaki bazı kişiler daha çok iktidara sahip olabilir çünkü daha çok iş yapmakta ve daha çok sorumluluk almak&amp;shy;tadırlar ama iktidarın anlık dengesiz dağıtımı kaçınılmazdır ve iktidarın ele geçirilmesi konusu değildir. Eşitler topluluğu&amp;shy;nu hiyerarşi ve bürokrasiye dayanan bir sosyal örgütlenme hali yaratmakla suçlamak haksızdır. Bürokrasi temsil ve ika&amp;shy;meyle öne çıkar. Troçkinin Bolşevizm bağlamında dediği gibi, parti kendini halkın yerine ikame eder, onların temsilcisi ol&amp;shy;duğunu iddia eder. Partinin bazı üyeleri kendilerini bütünün yerine ikame eder ve zaman içinde bir lider kendini bütünsel&amp;shy;lik yerine ikame eder. iktidar sürekli yer değiştirir ve eylem alanı çoğunluktan alınır, kaçınılmaz olarak bir yabancılaşma kültürü ortaya çıkar. Eşitler topluluğu, kendiliğindenlik ve katılımla nitelenen, etkili bir politika biçimidir. Ölçek yoktur, inen ya da çıkan hatlar yoktur, ayrımlar da tanınmaz. Yalnız tek merkezi bir ayrım vardır: sözleşmeyle bağlanmış grup üyeleri ve de düşmanlar vardır. Düşmanlar tamamen ötekidir. Bu sözleşmenin dışına adım atan birinin daha az eşit olması anlamına gelmez; öğretiden çıkan kimse artık hak ve değer sahibi bir varlık olarak tanınmaz. Düşmanlar ihraç edilince hakkında konuşulmaz olur, adları unutulur. Alexander Trocc&amp;shy;hi&apos;nin SE&apos;den ihraç edildikten sonra dediği gibi, &quot;Guy benim ilişkide olduğum kimselerin adlarını bile almazdı ağzına ... ih&amp;shy;raçlar toptandı. Sürgüne gönderme demekti.&apos;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Ellane Brau &quot;ototerörizm&quot; ihtiyacından bahseden ilk kişi ol&amp;shy;muştu - grubun her üyesinin daha önceki sosyal ilişkilerin, edinilmiş alışkanlıkların ve ahlaki eğilimlerin acımasızca silin&amp;shy;diği bir arınma töreninden geçmesi, kendini yetiştirmede bir devrim yapması gerekirdi. Duraksayanlar ya da yarı yola ka&amp;shy;dar gidenler grubu birbirine bağlayan yasaya ihanet edenler olarak yargılanırdı. Topluluğun gücü, hâkimiyetini kişisel ha&amp;shy;yat ve ahlaki yargının her ayrıntısına dek genişleterek, başka bütün sosyal ilişkilerin bırakılmasına yol açan rehber ilkeler biçimini alarak korkunç bir hale bürünürdü. Bu her ordunun başarmak istediği şeydir -askeri birlik yeni aileleri olsun ve kardeş ya da yoldaşlarını bırakma korkusu kendilerini feda etme ya da ölüm korkusundan daha büyük olsun diye askere yeni yazılanları daha önceki hayatlarından koparmak. Kusur&amp;shy;suz sevgi korkuyu da yargıyı da ortadan kaldırabilir. Tarıhsel avangardlarla terörist hücreler arasındaki bu yüzey benzerliği teritorya ile terör arasındaki altta yatan çatışmayı yansıtır. Teritorya uzamla aynı şey değildir - uzam sınırsız ve amorftur, teritoryaysa sınırlama ve sahiplik gerektiren tüzel bir kavramdır. Sözlük tanımlarına göre, teritorya politik bir birimin (bir prens, egemen devlet, bir başka hükümet biçimi ya da kurum) egemenliği altına girdiğini belli etmek üzere işaretlenmiş olan toprak alanıdır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Teritoryanın eşanlamlıları: hudut, sınır, savaş alanı, cumhuri&amp;shy;yet, nüfuz, hakimiyet, hamilik, uydu, ulus, devlet, ülke. Yasal sözlükler teritoryayla terör arasındaki bağlantıyı daha da açık hale getirir: teritorya &quot;arazinin başka yerlerden ayrılmış ve özel bir hükme tabi olan bir kısmı. Sözcük terrere&apos;den tü&amp;shy;retilmiştir; böyle adlandırılmıştır çünkü sulh hakimi kendi nü&amp;shy;fuz alanı içinde tutuklama ve görevden alma yoluyla hayırlı korku yayma iktidarına sahiptir.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Sözcük olarak &quot;terörizmin&quot; Fransız devrimi arifesinde ulus&amp;shy; devletin iktidarı için bir hüsnü tabir olarak kullanılmış olması bir rastlantı değildir. Robesplerre terörün &quot;demokrasiyi kur&amp;shy;mak ve tesis etmek için, anayasal kanunların huzur dolu sal&amp;shy;tanatını sağlamak için&quot; gerekli olduğunu onaylamıştır. Bir te&amp;shy;ritoryayı vaftiz etmek daha önce işaretlenmemiş olan bir uzamın çevresine sınırlar çizmek demektir; teritoryalleştir&amp;shy;me aynı zamanda fiziksel ve ideolojik olan bir haritalama iş&amp;shy;lemidir. Terör &quot;yurt ve kanunlarının sevgisi&quot; denen erdemden gelir - yeni kurulan bir ulusun şans eseri ortaya çıkan bir so&amp;shy;nucu değil onun içinde akan bir şeydir. 1789 Devrimi&apos;yle yara&amp;shy;tılan yeni teritorya Fransız Cumhuriyeti&apos;dir, başka deyişle, cumhuriyetçilik ideolojisi. Kurucu öğreti (çeşitli manifesto ve bildirgelerde ifade edilmiştir: Feodal Sistemi Kaldırma Bildir&amp;shy;gesi, İnsan hakları Bildirgesi, 1791 Anayasası, Kuşkulular Ya&amp;shy;sası, III. Yıl Anayasası) yasaların tesis edilmesi aracılığıyla olası sınırları koyar ve icat ettiği kavramlar aracılığıyla dışa&amp;shy;rıdan içeriyi işaretler. Kurucu yasa korumasını yalnız yurt&amp;shy;taşlara sunmaktadır ve &quot;sadece Cumhuriyet&apos;teki yurttaşlar cumhuriyetçidir&quot; ya da ideolojik olarak devrimin müttefiki olanlar. Ötekiler, bütün o &quot;ülkemizi parçalayan haydutlar&quot; hep ufukta kol gezen potansiyel düşmanlardır ve devrim on&amp;shy;ların yurttaşlık haklarından yoksun edilmelerini, gözetim al&amp;shy;tında tutulmalarını, yargılanmalarını, hapsedilmelerini, giyo&amp;shy;tine gönderilmelerini talep eder. Cumhuriyetin erdemlerini paylaşmayanların yasadışı ilan edilmelerinin ilk örneğı Saint&amp;shy; Just&apos;ün Louis XV’i mahkemesi sırasında ortaya konmuştu: &quot;Komitenin bütün hedefi Kral&apos;ın sıradan bir yurttaş olarak yargılanması gerektiğine sizi ikna etmek oldu, ama ben size onun düşman olarak yargılanması gerektiğini söylüyorum… Bu yüzden bütün halkı temsil eden meclisin Kral&apos;ı ölüme mahkum etmeye hakkı vardır ve bunu hemen yapsa iyi olur. Terör sadece kurulan teritoryaya ait olmayan şeyin kovuştu&amp;shy;rulup yok edilmesi demektir. Bu despotik geliyorsa kulağa, o zaman Robespierre&apos;in zarif deyişiyle o, &quot;tiranlığa karşı hürri&amp;shy;yetin despotizmidir.&quot;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Terör hükümranlığı yalnız sürekli mahkeme ve idamlarla de&amp;shy;ğil, devletin merkezileşmesini ve rütbe ve sosyal ayrımların düzleştirilmesi yoluyla yurttaşların eşitliğine çağrıda bulu&amp;shy;nan Jakoben ideolojiyi izleyen sosyal dönüşümlerle de dam&amp;shy;gasını bıraktı. Devrimden önce, egemenlik herkesin tanrının doğrudan temsilcisi olan kralla arasındaki aşkın, özel ilişki&amp;shy;siydi; devrimle, insanlar cumhuriyetin yasasına olan soyut ilişkileri aracılığıyla birbirlerine bağlandığı ölçüde, modern egemenlik içkin, kamusal bir yurttaşlık ilişkisi oldu. Tarihin bir oyunuyla gerçek hale gelen Saint-Just&apos;ün ütopyasında yurttaşların bölge komünü tarafından verilen (&quot;iyi yurttaşlık belgesi&quot; denen) kimlik kartları taşımaları ve her evin kapısına içindeki yasal sakinleri listeleyen belgeler asılıması gerekiyor&amp;shy;du. Sınırlar görünmez ama her yerdeydi, hatta cumhuriyetin bile içinde ve geçişleri katı biçimde denetlenmesi gerektiğin&amp;shy;den, yurttaşların bir şehirden diğerine yolculuk etmek için onaylanmış belgelere sahip olmaları gerekiyordu. Teritorya bu yeni egemenlik biçiminin bir ayna imgesi olarak yeniden yaratıldı - Fransa bir kamu gözetimi ve yasa uygulamasını daha kolay hale getirmek ve mal akışını artan bir hızla sağ&amp;shy;lamak üzere matematiksel bir departmanlar, kantonlar ve şe&amp;shy;hir konseyleri ızgarasına bölündü. Her departmanın tıpkı komşusu gibi yürütülmesi gerekiyordu. Farklılıklar aristokra&amp;shy;tik olduğundan, bireysel kültürleri, bölgesel lehçeleri ve yerel adetleri silmek için büyük çaba harcandı. Okullarda dil stan&amp;shy;dartlaştırıldı ve müfredat devlet tarafından denetlenmeye başlandı. &quot;Cumhuriyetçi Kurumlarda,&quot; diyordu Saint-Just, “çocuklar beş yaşına dek annelerine ait olacaklar; bundan sonra ölünceye dek cumhuriyete ait olacaklar.” Ayrıca &quot;yirmi bir yaşındaki her erkeğin tapınaklara gidip dostlarını halkın önünde ilan etmesini&quot; ve bunu reddedenlerin cezasının sür&amp;shy;gün olmasını talep ediyordu. Terörün nihai kapsamı özel ya&amp;shy;şamın her ayrıntısını ortadan kaldırmak böylece çocuk yetiştirme, aynı evde yaşayan insanların karakteri; hatta dostlar arasındaki ilişkiler gibi konuların ... devletin idare ettiği bir kamu işi haline getirmekti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;25 Ağustos 1767&apos;de doğan ve 27 Temmuz 1794&apos;te idam edi&amp;shy;len Antoine Louis Leon de Richebourg de Saint-Just, eski dünyanın aristokrat efendileri tarafından yüzyıllarca bastırıl&amp;shy;mış ve ezilmiş olan herkesin kalbinde yatan bir erdemin pey&amp;shy;gamberiydi; daha Lettrist günlerindeyken bile Situasyonistle&amp;shy;rin kahramanlarından ve ilan edilmiş atalarından biriydi. De&amp;shy;bord&apos;un ilk filmi, Sade için Ulumalar&apos;da Salnt-Just&apos;ün sesi du&amp;shy;yuluyordu; bir ergenin yumuşak yanaklarına sahip olan güzel delikanlı bir &quot;enfants perdus&quot; olarak hatırlanıyordu - gözden düşmüş, haleflerince yanlış anlaşılmış, tarihin ilerleyişiyle susturulmuş bir devrimci. Saint-Just&apos;ten yapılan alıntılar Si&amp;shy;tuasyonist yazılarında, &quot;insanın dövüşmesinin tek sebebi sevdiği şeydir&quot; gibi hatırlatmalar, &quot;Devrimi yarı yolda bıra&amp;shy;kanlar kendi mezarlarını kazar&quot; ödünç alınmış şifreler gibi kol geziyordu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;SE&apos;in &quot;düşüşü&quot; grubun bir teritoryaya dönüşümüyle bağlan&amp;shy;tısız değildir. Herhangi bir manifestoda, adlandırma eylemi fi&amp;shy;kirler ve eylemler alanını işgal eden ama hala berrak dış hat&amp;shy;lara sahip olmayan bir hayaleti uyandırır, grubu bir dua yo&amp;shy;luyla, bir tür büyü ritüeliyle canlandırmaya çalışır. Fakat ad&amp;shy;landırma eylemi yeterli değildir, bunun grubu birleştirebilecek olan ve ona sadakat ve eylem esinlendiren bir imge ve fikirler derlemesine karşılık gelmelidir. SE&apos;in bir teritorya olarak kurulmasındaki belirleyici moment daha önce yaşanan dene&amp;shy;yimlerin anlaşılır biçimde bir yeniden sunumu olarak yazının öncelik elde etmesidir - kaderin tarihsel ağırlığını taşıyan bir proje olarak geçmişi de kapsayacak şekilde görünür bir bi&amp;shy;çimde. &quot;Tutarlı eleştiri&quot; hakim oldukça ve deneyım ve fikir&amp;shy;leri mitsel boyutlara ulaştıkça, yazıların tonu da artan ölçüde yargılayıcı ve kendini üstün görür oldu. Gruptan ihraç için te&amp;shy;mel oluşturan &quot;yanlışlar&quot; ve &quot;kusurlar&quot; denen şeyler bir ku&amp;shy;rama ayak uydurmaktaki bir başarısızlık olarak yansıtılıyor&amp;shy;du. Sonuçta gerçekliğin kendisinin SE&apos;in kuramsal tahminle&amp;shy;rine uymamak yüzünden kınanması kaçınılmazdı. Geçmişe yönelik kara vicdanın en kaba sergilenişi &quot;The End of an Era&quot; içindeki Mayıs 68 hikâyesinde ve Rene Vienet&apos;in işgal hareketi üzerine olan kitabında bulunmaktadır. SE Cornelius Castoriadis&apos;ln (genellikle kuramlarını abarttıkları eski bir yol gösterici) öğrencilerin isyanın en radikal itkisini oluşturduğu yolundaki yorumunu reddetti. Gerçekte, yani, Situasyonist kurama göre, proletarya uzun bir sessizlik ve durgunluk dö&amp;shy;neminin ardından devrimin öncü kolu olarak geri dönmüştü. Bu yorum ne istedikleri sorulduğu zaman, grev yapan işçile&amp;shy;rin genellikle daha yüksek ücret talep ettiklerini söylemeleri olgusuyla çelişmektedir. SE bu tutarsızlığı proletaryanın &quot;devrim istemiş olsa da ... bunu söyleyemediğini&quot; çünkü &quot;tu&amp;shy;tarlı ve örgütlü bir kuramdan yoksun olduğunu&quot; iddia ederek açıklamaya kalkmıştır. Oluşum halindeki devrim başarısız ol&amp;shy;muştur çünkü proletarya &quot;gerçekten kendi yararına konuş&amp;shy;makta yeteneksiz kalmıştır&quot; - başka deyişle, tutarlı bir kura&amp;shy;ma sahip olup onlara gerçekten istedikleri ama söyleyeme&amp;shy;dikleri şeyi açıklayacak olan birine ihtiyaçları vardı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;SE&apos;ye bazen, 1972&apos;deki ayrılmaları sanatın, radikal arzunun ve politik militanlığın bir araya geldiği bir çağın sonunu işaret ettiği söylenerek, son avangard olarak değinilmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;1980&apos;lerde moda olan bu avangardın öldüğü fikri, iki farklı ko&amp;shy;lektif fantezinın ürünüydü. Achllle Bonito Oliva ve Arthur Danto gibi muhafazakârlar avangardın kendı tarihinin sonuna geldiğini ve sanatın sahip olduğu en büyük özgürlük çağına eriştiğini ilan ettiler - liberal piyasa ütopyasının büyük öz&amp;shy;gürlüğünün bir aynası. Adorno&apos;nun dilini konuşan &quot;yeni&quot; sol eleştirmenler (Suzl Gablik, Andreas Huyssen, Hans Magnus Enzenberger ve Nicos Hadjinicolau) bu liberal &quot;uzlaşma&quot; ütopyasını bütünüyle idare edilen toplum için bir hüsnütabir olarak görüyorlardı. Avangardın ölümünü özgürlüksüzlük mo&amp;shy;mentinin görünür bir kabusu olarak, kültür endüstrisi tara&amp;shy;fından soğurulup iyileşmelerinden kaynaklanan eleştirel itki&amp;shy;nın tam bir felç hali olarak okudular. Her iki fantezi de ister eskime ister olanaksızlıkla olsun, radikal sanat ve politika ka&amp;shy;rışımının sonunu onaylıyordu. Ve ikisi de iç dinamiğin zararı&amp;shy;na olacak biçimde dış harekete ışık tutuyordu. Avangard ger&amp;shy;çekten ölüdür, ama sanat uzmanlarının andığı nedenlerle de&amp;shy;ğil. Dış bir güçle mücadelede yok edilmiş -totaliter devletler tarafından ezilmiş ya da kültür endüstrisi tarafından kolonize edilmiş- masum kurbanlar değildi onlar, kendi yok oluşlarının araçları oldular. &quot;Avant-garde, avangard&quot; teriminin askeri dil&amp;shy;den ödünç alınmış olması önemsiz bir şey değildir - katı bir disiplinle örgütlenmiş, saldırı için yolu açmak üzere savaşa ilk giden, belki sonunda ordunun haklı savaşının davasında&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;ilerleyebilmesi için kendini feda edecek olan elit bir gruba anıştırma yapmaktadır. Bu metafor bir parodi olarak çıktıysa da, tarih sürecinde gerçek hale geldi ve son aşamada, avan&amp;shy;gardlar tam da mücadele etmeye heveslendikleri teritoryal iktidarın mantığına büründüler. Bu gizli suç ortaklığının mas&amp;shy;kesini en görkemli biçimiyle düşüren, Yugoslavya&apos;da, 1980&apos;lerde NSK grubu oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;Laibach 1980&apos;Ierde Slovenya cumhuriyetinde doğmuştu. Ti&amp;shy;to&apos;nun ölümünü izleyen demokratikleşme dalgasına karşı, Laibach Borls Groys&apos;un deyişiyle &quot;totalitarizmden daha total&quot; olan bir iktidar oyunu sergiledi. Laibach kol şeritleri olan ka&amp;shy;ra yarı-askeri üniformalar içinde, arka planında faşist, komü&amp;shy;nist ve dini simgelerin, üzerinden kan damlayan swastika&apos;la&amp;shy;rın, milli bayrakların ve geyik boynuzlarının, kara haçların ve de savaş zamanına ait hareketli görüntülerin bulunduğu bir sahneye çıkar. Müzik askeri marşların davul ritimlerini, enstrümantal tekno tempoları, Tito&apos;nun politik konuşmalarından alıntıları miks eder: &quot;Milletlerin kardeşliği ve birliği için bir kan denizi akıttık. Kimsenin bu kardeşlik ve birliği bozmak için müdahale etmesine ya da içeriden hainlik etmesine izin vermeyeceğiz.&quot; Her şarkının ritmi bir sonrakine obsesif bir hızla, icracıların vücut diliyle aynı katılıkta yinelenmektedir. İçerikten boşalmış olan Laibach, bireylerin devlet ideolojisiy&amp;shy;le özdeşleşerek içinde kendilerini ortadan kaldırdıkları bir kö&amp;shy;lelik aynası tutar ve dinleyiciyi sahneler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P class=MsoNormal style=&quot;MARGIN: 0cm 0cm 0pt&quot;&gt;&lt;SPAN style=&quot;FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial&quot;&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/SPAN&gt;&lt;/P&gt;
&lt;P 